11-KASIM: Atatürk'ü Silmek İsteyenler Kendileri Silinirler. - Mustafa DURNA
Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine yönelik saldırılar hiç bitmedi.
Her fırsatta Atatürk Cumhuriyetinin kazanımları küçümsendi.
Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine ve kazanımlarımıza yönelik saldırılar artık açık açık yapılmakta!
Dışarıdan (ABD ve AB'den) gelen "Kemalizm'den vazgeçin" buyruklarına içerideki işbirlikçi takımı hazır ve nazır olduğunu adeta emir tekrarıyla ortaya koymakta!
Ülkemizi bölmek isteyen emperyalistler her zaman olduğu gibi ilkönce alet olan etnikçi ve tarikatçı bölücüler gene alet olmakta.
Sadece paraya tapan çağdaş görünümlü dönekler ve liboşlar kendilerine fırsatlar yaratmak için gene atakta!
Cahil yoksul, işsiz ve çaresiz bırakılan yığınlar olan bitenlerden habersiz verilecek sadakaya umut bağlamış durumda!
Her alanda yozlaşma, şaşkınlık ve yabancılaşma! Ülkemiz bu durumdayken, ulusumuzun geleceği tehlikedeyken; elbette Cumhuriyet'in kurumlarına ve Cumhuriyet'in yetiştirdiği kuşaklara büyük bir görev ve sorumluluk düşmekte…
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 10 Kasım Atatürk'ü Anma Günü nedeniyle yayınladığı mesajında, Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğini ifade etti. Başbuğ, mesajında şu görüşlere yer verdi: "Duygusallığın ötesinde bilgi ve bilinçle özümsenmiş köklü bir sevgiyle bağlı olduğumuz ebedi Başkomutanımız Atatürk'ün çağlar ötesine uzanan engin düşünceleriyle ölümsüzleştiğine inanıyoruz. 'Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine sadakat gerekir' düşüncesinden hareketle O'nun maddi varlığının aramızdan ayrıldığı 10 Kasım tarihini bir matem günü olarak kabul etmek yerine dikkatlerimizi bir kez daha O'nun düşüncelerine yöneltmek için bir fırsat olarak görüyoruz .
Demokratik, laik, çağdaş ve evrensel değerlerden oluşan dokusu, birleştirici ve bütünleştirici yapısı ve bilimsel doğruların rehberliğini esas alan anlayışı ile Atatürkçü düşünce sistemi, Türkiye Cumhuriyeti'ni ülkesi ve ulusuyla sonsuza dek bölünmez bir bütün olarak yaşatacak en büyük itici güçtür.
11-KASIM: KKTC'de AMERİKAN ve İSRAİL ÜSLERİ Mİ? – Erol MANİSALI
Son aylarda herkes Talat-Hristofias görüşmeleriyle oyalanırken örtünün altında çok garip operasyonlar yürütülüyor.
- Geçitkale Havalimanı KKTC'nin kuzeydoğusunda, G. Magosa'ya yakın bir yerdedir. TSK tarafından inşa ettirilmiş askeri bir tesis (üs) olmakla birlikte, Ercan'ın bakım ve onarımı yapıldığı dönemlerde, sivil havalimanı olarak da zaman zaman kullanılıyor.
Türkiye ve KKTC bakımından stratejik bir öneme sahip olan bu askeri havalimanı KKTC hükümeti tarafından ihale ile CAS adlı ve 2005'te kurulmuş bir İngiliz şirketine verildi. İşin arkasında, "Amerika'nın bulunduğu" ısrarla söyleniyor.
AKP hükümetinin izin ve onayı olmadan bu işlem kesinlikle yapılamaz. Ankara bu stratejik askeri üssü İngilizlere (ve Amerikalılara) neden devretti? Üstelik kamuoyuna, "Asil Nadir'e veriliyor" şeklinde yanıltıcı bir açıklama da yapıldı. Bu açıklama sonradan yalanlandı.
- İkinci ilginç gelişme ise KKTC hükümetinin bir İsrail şirketine, "5000 kişinin yaşayabileceği bir kasaba inşaatı ve yönetimi" konusunda izin vermesi. Ne tesadüftür ki bu inşaat alanı Geçitkale Havalimanı'nın 20-25 km doğusunda bulunuyor.
- Başka bir gelişme daha da çarpıcı; yine aynı bölgede İsrail şirketine KKTC hükümeti tarafından verilen bir izin var; İsrail firması iki liman inşa edecek ve işletecek. Üstelik bir tanesi, "uçak gemilerinin yanaşabileceği derin liman özelliğini taşıyor." 16 metre derinliğe sahip.
Doğu Aydınlanması ve Batı'nın Gerçek Yüzü - Ömer ÖZTÜRKMEN
ÖNSÖZ:
Değerli Okurlar; Günümüzde bilim ve teknoloji alanında ilerlemiş ve her alanda dünyaya hakim görünen Batı, yöneticilerimizi,eğitim sistemimizi, yazılı ve görsel basınımızı da ele geçirerek bir Doğu'lu olarak bizleri kendimize ve değerlerimize düşman hale getirdi.
Doğu'da, beş yüzyıl süren bilimsel gelişme döneminde, çok sayıda bilim adamı yetişti ve bunlar bilimin hemen her alanında sayısız yapıt ürettiler. Orta Asya'dan İspanya'ya dek geniş İslam coğrafyasına yayılan; birçok din, mezhep, dil, etnik yapı ve kültürü barındıran bu büyük bilimsel birikim; günümüze dek, gerçek kapsamı ve boyutuyla hala ele alınmış değildir. Bilimin merkezinin Batı'ya kaymasıyla Doğu bilimi; kasıtlı göz ardı etmeler, savsaklamalar ya da çarpıtmalarla üstü örtülmek ya da unutturulmak istendi. Batı kaynaklı bu istek, son derece başarılı oldu ve günümüz Doğu insanı, tarihinde yaratılmış olan değerleri bilmeyen, bu nedenle kendine güveni olmayan, bilinçsiz ve edilgen bir kitle haline getirildi. Batı'nın bu gelişmişliğinin temelinde; 14ncü yüzyıldan sonra gelişen denizciliğin etkisi ile başlayan "SÖMÜRGECİLİK" ve 1900' lerden itibaren başlayan "EMPERYALİZM" in (kısacası savaşlar, darbeler, vahşet, kan, gözyaşı ve sömürü ) olduğunu hep göz ardı ettik.
Bu dalganın etkilerini en yakınımızdaki arkadaşlarımızda dahi görmekteyiz. Yayın kurulu olarak uzun süre bu konuda ne yapabiliriz diye düşündük. Sonunda aklımıza yazar Metin Aydoğan'ın "Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler" isimli eserinin "Doğu Aydınlanması" isimli 8nci bölümünü yayınlamak geldi. Kendisi, bu eserin halkımızın malı olduğunu belirterek "halkın yararı için, tepe tepe kullanabilirsiniz" iznini verdi. Biz de bu kitabın "Doğu Aydınlanması " bölümünün önemli yerlerini kısım kısım yayınlama kararı aldık. Böylece DOĞU- BATI farkını ve batı'nın içyüzünü anlatma ve doğulu bilginleri tanıtma şansı bulabileceğiz. Bu güzel eseri hazırlayan ve yayınlama izni veren Metin Aydoğan'a ve yazıların orijinalini bizlere gönderen sevgili Aynur Abancı'ya teşekkürlerimizi sunuyor ayrıca "Antik Çağdan Küreselleşmeye Yönetim Gelenekleri ve Türkler" isimli eserin tamamını okumanızı da öneriyoruz.
11-KASIM: 53 Yıl Geçti Ama, Kaderimiz Hala Değişmedi !.. - İleten; Serdar ŞENER
"Yıl 1953... Kore Savaşı günlerinde bir Amerikalı yetkili (Mr. Foster Dulles) Türk askerini, "çok masrafsız, günlük masrafı 23 Cent'i aşmıyor" diye övmüştü.
Mr. Dulles'ın bu sözleriyle ilgili tek yorum, "23 Cent'lik Asker "adlı şiiriyle Nâzım Hikmet'ten gelmişti. Gerçi 53 yıl sonra Bay George Soros da, "En önemli ihraç malzemeniz askerî gücünüz" dememiş miydi?..
İşte, Nâzım Hikmet'in Mr. Dulles'a cevâbı…"
23 Sentlik Asker Mister Dalles, sizden saklamak olmaz, hayat pahalı biraz bizim memlekette. Meselâ ikiyüz gram et alabilirsiniz, koyun eti, Ankara'da 23 sente, yahut iki kilo kuru soğan, yahut bir kilodan biraz fazla mercimek, elli santim kefen bezi yahut, yahut da bir aylığına yirmi yaşlarında bir tane insan, erkek, ağzı burnu, eli ayağı yerinde, üniforması, otomatiği üzerinde, yani öldürmeğe, öldürülmeğe hazır, belki tavşan gibi korkak, belki toprak gibi akıllı belki gençlik gibi cesur, belki su gibi kurnaz (her kaba uymak meselesi) , belki ömründe ilk defa denizi görecek, belki ava meraklı, belki sevdalıdır.
Yahut da aynı hesapla Mister Dalles (tanesi 23 sentten yani) satarlar size bu askerlerin otuzbeşini birden İstanbul'da bir tek odanın aylık kirasına, seksenbeş onda altısını yahut bir çift iskarpin parasına.
Yalnız bir mesele var Mister Dalles, herhalde bunu sizden gizlediler: Size tanesini 23 sente sattıkları asker mevcuttu üniformanızı giymeden önce de, mevcuttu otomatiksiz filan, mevcuttu sadece insan olarak, mevcuttu, tuhafınıza gidecek, mevcuttu hem de çoktan mı çoktan, daha sizin devletinizin adı bile konmadan. Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu, mesela, Mister Dalles, yeller eserken yerinde sizin New York'un, kurşun kubbeler kurdu o gökkubbe gibi yüksek, haşmetli, derin. Elinde Bursa bahçeleri gibi nakışlandı ipek. Halı dokur gibi yonttu mermeri, ve nehirlerin bir kıyısından öbür kıyısına ebemkuşağı gibi attı kırk gözlü köprüleri.
11-KASIM: ''MUSTAFA - Beni hatırlayınız'' Üzerine !.. - Mahmut ÇELİK
"Mustafa" Filminin yüzlerce belgeye dayandığını ve bu belgeler içinden ancak iki saatlik bir filme sığdırabilecekleri kadar belge aldığını söyleyen Can Dündar, yaptığı işin belgelere dayandığını özellikle belirterek, inandırıcılık katsayısını artırmak istemektedir. Yazılı metinlerin görselleştirilip sunulduğu her karede, doğruların(!) yer aldığı izlenimi vererek, film hakkında yapılacak tartışmaları Atatürk'ün kişiliği üzerinde yoğunlaştırabilmek için buna gereksinim duymaktadır.
"Mustafa" filminde Can Dündar, "Belgeler yalan söylemez ama söylettirilir" sözünü doğrularcasına, işin içine duygulu sesini, görsel efektleri ve müziği de katarak belgelere yalan söyletmeyi kısmen başarmış görünmektedir. Gösterime girmeden önceki tartışmalar ve internet üzerinde yayınlanan "parçalardan", afişine, ilk sahnesinden son sahnesine kadar bir bütünlük içerisinde söylemek ve tartıştırmak istediğini filme "ustaca" yerleştirmiştir.
Örneğin, Atatürk'ün resimleri arasından; bir balkonda çekildiği anlaşılan, gerisindeki açık arazinin silikliği içinde belirsiz bir Atatürk resmini afişe koymak ve "Beni Hatırlayınız" sözünü öne çıkarmakla hedeflenenin, ayrılma vakti gelen birinin, unutulma ihtimali karşısındaki dileğinden çok, yaşamın dışına, anıların arasına katılması vaktinin geldiğini zihinlere yerleştirmek çabasında olduğu gibi.
11-KASIM: Bor Madenimiz Tehlikede - Namık Kemal DİMLİOĞLU
Dünya'da küresel güçler tarafından yüzyılın en stratejik madeni BOR olarak ilan edilmiştir. BOR Madenimizi kısa yazıların içine sığdırmak çok zor. Kitaplara sığmaz. Bir trilyon dolar rezerv olarak tespit edilen ham BOR madeni işlendikten sonra değeri 100 ila 1000 kat artıyor. Örnekleyelim: AB; 200 milyon dolarlık BOR MADENİ işleyip 89 Milyar EURO'ya satıyor. Türkiye'nin geleceği BOR'da küresel güçler bunu biliyor. Elimizdeki serveti rafine etmeden ihraç ettiğimiz için 450 kat karlı bir satışı maalesef kaçırıyoruz. Türkiye; şu andaki tüketim dikkate alındığında, tek başına dünya BOR madeni ihtiyacını 500 yıl karşılayabilecek rezervlere sahip.
1.2 Trilyon Dolarlık dünya BOR piyasasında, rezervlerin yüzde 72'sine sahip olmasına karşın sadece Türkiye 400 milyon Dolar pay alabiliyor. Türkiye'nin, pazardaki zayıflığının nedeni BOR işleyecek tesislerinin yetersiz oluşu ve dünyada BOR'lu ürünlerin henüz yeterli pazara sahip olmayışı.
21. YÜZYILIN ENERJİ KAYNAĞI "BOR" OLACAKTIR.
BOR Minerali kendisinden enerji üretebilen elementler içinde litre başına 92.77 megajul yanma enerjisiyle 1. sırada yer almaktadır. Diğer taraftan BOR bilinen en iyi hidrojen taşıyıcısıdır. BOR ya da BOR bileşenleri çevreyi kirletici ve insan sağlığına zararlı olmayan uygun ve ucuz maliyetli kaynaklardır.
YAKIT OLARAK BİR BOR RAFİNERİ ÜRÜNÜ OLAN BORHİDRÜR.
11-KASIM: Tehlike!... Gerçek Tehlikenin Farkında mısınız ?.. - Figen ÖZEN
B.O.P; ülkeleri devletsizleştirme , hakları kimliksizleştirme projesidir. B.OP. GENİŞLETİLMİŞ EMPERYALİZMDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR . ABD emperyalizminin çökmekte olan kapitalist dünyaya yeniden şekil verme ve Amerikan çıkarları doğrultusunda ulus devletleri ulus devletleri yok etme projesidir. Pentagon'a servis yapan Cherly Bernard'ın kaleme aldığı seksensekiz sayfalık raporda Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi'nin başarıya ulaşması için etnik merkezli din, mezhep ve dil farklılıklarının meydan getirdiği sorunların körüklenmesi ve antilaik, laik, milliyetçi guruplar arasındaki fikir ayrılıklarının derinleştirilmesi suretiyle kontrollü bir çatışmanın tertip edilmesi gerektiğinden söz edilmektedir.
Bu raporda … Gerekirse Irak' ta olduğu gibi İran, Suriye, Endonezya ve TÜRKİYE'den oluşan şer cephesini oluşturan ülkelerde yeni sınırların çizilmesi öğütlenmektedir. B.O.P ile ilgili en çarpıcı açıklama 7 Ağustos 2003'te ABD Dışişleri Bakanı Rice tarafından yapılmıştır: 22 DEVLETİN REJİMİ, SINIRI VE HARİTASI DEĞİŞECEK; TÜRKİYE'DE DEĞİŞİME UĞRACAK ÜLKELER ARASINDADIR .
11-KASIM: İşbirlikçiler İleri, Hedefiniz M. Kemal Atatürk’tür! - Ömer ÖZTÜRKMEN
"MUSTAFA" FİLMİ; MUSTAFA KEMAL'İ VE ONUN YOLUNDA
iYÜRÜTÜLEN "ULUSAL KURTULUŞ MÜCADELESİ"Nİ BİTİRMEYE
YÖNELİK BİR PSİKOLOJİK OPERASYONDUR.
Aylardır kamuoyunda ardına büyük bir basın ve hatta Kemalizmin kalesi olan kurumların da desteği alınarak tanıtımı yapılan "Mustafa " filmi nihayet gösterime girdi. Film hakkında yorumlara geçmeden önce içinde bulunulan durum hakkında bazı saptamalar yapmakta yarar vardır.
FİLMİN YAPILDIĞI GÜNÜMÜZDE NASIL BİR TÜRKİYE' DEYİZ
1- Batı'nın bütün isteklerini yerine getiren Atatürkçülük ile sorunlu işbirlikçi bir AKP iktidarı var ve bu iktidar tüm medya kuruluşlarını ( Filmi yaptıranlar dahil) denetimine almış durumdadır.
2- Mustafa Kemal'in "Tam Bağımsızlık" anlayışını dile getiren yayınlar yapan, AB ve ABD' ye karşı olan yazar ve yayınevleri Kitap basma, kitaplarını dağıttırma gibi her türlü engellemelerle karşı karşıya bırakılmaktadır. ( Örneğin Prof Alpaslan Işıklı F.Gülen, S.Nursi ve Laik Sempatizanları isimli kitabını bastıracak yer. Kaynak Yayınları ise M.Kemal'in hazırlattığı ve 1941 de kaldırılan Tarih kitabını dağıttıracak şirket bulamamaktadır.)
Dünya Parlamentolar Birliği Buluşması'na ev sahipliği yapacak Patara'da sit alanı
bir köyün boşaltılarak TOKİ konutları dikilme projesi tepki çekti.
Parlamenterler agoraya, köylüler ormana!
Önce kumların arasında Amerikan anayasasının temelleri arandı, ardından dünyanın ilk demokratik meclisine ev sahipliği yaptığı iddia edildi. Şimdilerde "dünyanın en demokratik meclisi" olduğunda karar kılınan Patara'daki Likya Birliği meclisinde 2010 yılında yapılması planlanan Dünya Parlamentolar Birliği Buluşması öncesinde yapılması düşünülen projeler kafaları karıştırdı.
Kaş Kaymakamı Süleyman Yılmaz, ilçeye bağlı Patara antik kenti içinde bulunan Gelemiş köyünde yaptığı toplantıda, sit alanı içinde bulunan köyün boşaltılarak, köyde yaşayanların TOKİ tarafından yapılacak konutlara taşınması yönündeki "hayalini" anlatıp köylülerden imza isteyince ortalık karıştı. Kaymakam Süleyman Yılmaz'ın, TOKİ konutlarının yapılabilmesi için gerekli olan yüz imzayı 16 Ekim'e kadar istemesi tartışmalara neden oldu.
11-KASIM: TRT Antalya Bölge Radyosu'nun Kapatılması Üzerine Birkaç Söz- Gazanfer ERYÜKSEL
"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır
O satıh bütün vatandır."
Mustafa Kemal Atatürk
TRT Yönetim Kurulu Kararı'yla, Antalya Bölge Radyosu kapatıldı.
Radyo çalışanları TRT Çukurova Radyosu'na naklen atandılar.
TRT'nin yok edilmesi sürecinde Türkiye'nin milli kurumlarına yapılan saldırıda Antalya cephesi, bizce mevzi çatışmalardan biridir, kazanabilir veya yitirebiliriz. Daha önce Hatay Radyosu kapatılmış, hiç duyanımız oldu mu? Antalya Radyosu adı üstünde Bölgeye; Isparta'ya, Burdur'a, Denizli'ye, Afyon'a hizmet veriyordu. Adı geçen kentlerimizden bir tepkiyi bugüne dek duyamadık.
"Antalya Büyüyor, TRT Küçülüyor!
Radyomuz Kapatılmasın, Sesimiz Kısılmasın!" sloganıyla bir platform oluşturularak kapatma olayı toplumun çeşitli kesimleriyle paylaşılarak bir muhalif ses oluşturulmaya ve yükseltilmeye çalışıldı. Baro, Meslek Odaları, bazı dernek ve sendikalar bu Platforma katılarak destek vermeye çalıştılar. Bizler de, ADD olarak katıldığımız platform toplantılarında aşağıda dile getirmeye çalışacağımız görüşleri katılımcılarla paylaşmaya çalıştık.
Kitabın Adı : KEMALİST EĞİTİMİN TARİH DERSLERİ ( 1931-1941)
Yazarı : Türk Tarih Heyeti
Yayınevi : Kaynak Yayınevi (0 212 252 21 56-99)
Fiyatı : 120 YTL ( 4 CİLT )
Mustafa Kemal tarafından 1929 yılında başlatılan "Tarih Araştırmaları Seferberliği" ile, 1930 yılında geniş bir "Tarih Araştırmaları Devri açılmıştır." Mustafa Kemal 'in isteği ile oluşturulan Türk Tarih Heyeti, Türk Tarihi üzerine bir metin hazırlamıştır. Hazırlanan metni inceleyen Mustafa Kemal, kendi eliyle eklemeler ve düzeltmeler yapmış ve kitap, tam istediği gibi olmasa da Mustafa Kemal'in Türk gencine öğretmek istediği fikirleri içerecek doğrultuda hazırlanmıştır. .O zaman liselerin 4 yıl olması sebebi ile 4 cilt halinde basılan bu Tarih Kitapları 1931-1941yılları arasında okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur.
Kemalist Önderlik, Cumhuriyet'i emanet edeceği genç kuşaklara, Cumhuriyet Devrimi'nin Tarih görüşünü 4 ciltlik bu tarih kitabıyla özetlemiştir. Atatürk'ün ölümünden bir yıl sonra 1939 'da bu kitaplar müfredattan kaldırılmış fakat yeni kitaplar hazırlanıncaya kadar (1941) bu kitaplar okutulmuştur. Batılı tarihçiler yıllarca Türklüğün: çadır, aşiret,at, silah ve savaş kavramlarıyla eşanlamlı tutulması geleneğini okul kitaplarımıza kadar soktular.
Her alanda olduğu gibi günümüzde de daha çok önem kazanan doğanın korunması, çevrenin yeşillendirilmesi, sağlıklı kentleşme oluşumlarının .yaşama geçirilmesi görüş ve düşünceleri ATATÜRK'ün engin içgüdülerinde çok önceden yer almış önemli konulardır. Çevre bilinci gelişmediği için dünyamız hızla kirlenmeye ve iklim dengelerinin bozulduğu bir süreye doğru gitmektedir. Canlılık olayları bilinçsizce yine insanlar tarafından bozulmaktadır. Sonuç olarak insanlar kendi geleceklerini kendi elleriyle tehlikeye düşürmektedirler.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen çevre bilimciler, doğayı koruma çalışmalarında hizmetleriyle yer almaktadırlar. "Yurtta sulh - cihanda sulh" diyen ATATÜRK'ün her sözü gibi bu sözü de dünyayı korumakla iç içedir.
Bugün Yunanistan'ın Selanik Kentinde müze olarak kullanılan pembe gülkurusu renkli evde 1881 yılında Büyük Önder ATATÜRK dünyaya gelmiştir.
Halim, selim, saygılı görgülü bir gümrük memuru olan babası Ali Rıza Bey'in canlı, güzel, okuyup yazan göçmen yörük eşi Zübeyde Hanım ile konuşmalarında çok sık övgüler bulunmaktadır.
11-KASIM: Türkçe'nin Ses Bayrağı Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı Yitirdik...
Doğum tarihi : 26 Ağustos 1914
Doğum yeri : İstanbul
Ölüm tarihi : 15 Ekim 2008
Mesleği : Şair
Türk edebiyatının emektar şairlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca İstanbul'da 15 Ekim 2008 tarihinde hayatını kaybetti
Fazıl Hüsnü Dağlarca (d. 26 Ağustos 1914, İstanbul - ö. 15 Ekim 2008), ünlü Türk şairidir.
26 Ağustos 1914 İstanbul doğumlu. Süvari yarbayı Hasan Hüsnü Bey'in oğludur, ilköğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan'da, orta öğrenimini Tarsus ve Adana ortaokulundan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi'nde 1933 yılında tamamladı. 1935'te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu'nun, Trakya'nın pek çok yerini dolaştı. Ordudaki hizmeti on beş yılı doldurunca, ön yüzbaşı rütbesiyle askerlikten 1950'de ayrıldı. 1952-1960 yılları arasında Çalışma Bakanlığı'nda iş müfettişi olarak İstanbul'da çalıştı.
9 Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, emekli orgeneraller Şener Eruygur ile Hurşit Tolon’un Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmasının halkta büyük bir rahatsızlık yarattığını söyledi. Demirel, “Yakın geçmişimizde, orgeneral rütbesine kadar gelmiş generallerin tutuklanması diye bir olayla Türkiye karşı karşıya olmamıştır. Türkiye için hoş bir durum değildir. Şahsen ben de bundan rencide oldum. Kuvvet komutanlığı, ordu komutanlığı tevdi ettiğiniz yüksek rütbeli subayların bu duruma düşürülmüş olması, beni de rencide etmiştir, üzüldüm” dedi.
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Eko Enerji Dergisi’ne Ergenekon davası ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile GKRY Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas arasındaki görüşmeleri değerlendirdi. Demirel, Ergenekon soruşturması kapsamında emekli orgeneraller Şener Eruygur ile Hurşit Tolon’un tutuklanmasının halkta büyük bir rahatsızlık yarattığına dikkat çekerek, şunları söyledi:
“Yakın geçmişimizde, orgeneral rütbesine kadar gelmiş generallerin tutuklanması diye bir olayla Türkiye karşı karşıya olmamıştır. Orgeneral rütbesine gelmiş birisi suç işleyemez mi? İşler. Tutuklanamaz mı? Tutuklanır. Ama henüz orta yerde halkın işlendiğine dair kesin kanaati olmayan bir suçtan zanlı iki yüksek rütbeli generalin, birisine ordu tevdi etmişsiniz, birisine kuvvet kumandanlığı tevdi etmişsiniz, tutuklanmış olmaları halkta büyük rahatsızlık yaratmıştır. ‘Efendim, hani yargının icraatına bir şey demeyecektik’. Bir şey demiyoruz yargının icraatına, ama bu hadisenin halk tarafından yadırgandığını da kabul etmemiz lazım.”
09-EYLÜL: Bunun Sorumlusu Kimler ? - Mustafa DURNA
ADD Genel Başkanı Em. Org Şener Eruygur cezaevinde yüksek tansiyon sonucu merdivenden düşerek beyin kanaması geçirdi. Boyun kemiğinde 4 kırık oluştu.
Doktorlar Eruygur'un tansiyon ve diyabet hastası olmasının durumu daha kritik hale getirdiğini söylediler.
ADD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr Sina Akşin yaptığı açıklamada Eruygur'un Türkiye'nin en büyük sivil toplum örgütünün başkanı olduğunu söyleyerek bu şekilde tutuklu bulunmasının "Zalimce bir uygulama olduğunu" dile getirdi. Ağır aksak yürütülen kovuşturmanın hukuk dışı bir zulüm haline geldiğini kaydeden Akşin, "Türk Adaleti'ni göreve çağırıyoruz. Adaleti lekelemekte olan bu zulme derhal son verilmeli. Genel Başkanımızın derhal tahliyesini talep ediyoruz" dedi.
Eruygur'un geçirdiği kazayı değerlendiren Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, "Maalesef üzücü bir olay. Gayet ciddi sorunlar var. Biz takip ediyoruz sağlık durumunu. Başka bir yerde tedavi ihtiyacı olabilir mi? Böyle bir ihtiyaç olursa bizim de katkımız olur" dedi.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Almanya'da Deniz Feneri davasında ceza alanlara üzüldüğünü söyledi. Ama Ergenekon tutuklularına yapılanlar hakkında net bir şey söylemedi. Eruygur'un cezaevinde ölümle pençeleşmesi yurttaşlar arasında büyük üzüntüye ve tepkiye neden olurken, yetkililerin ilgisiz tavırları garip karşılanıyor.
09-EYLÜL: Batının Anladığı Tek Dil Şiddettir. - Bülent ESİNOĞLU
Batı kendi uyguladığı şiddeti demokrasi olarak satar. Başkaları kendisine karşı şiddet uygularsa hemen kendi aralarında birleşerek karşı koyarlar. Bu gün de bunu yaşıyoruz. Yarın da bunu yaşayacağız. Bunu biliyoruz. Çünkü bize tarih böyle söylüyor.
Aslında Osmanlı Tarihi de, Cumhuriyet Tarihi de Türkün Batı ile mücadelesinin tarihidir. Batı ile savaşımız iki yüz yıldır devam etmektedir. Doğu devletlerinde iç birliği sağlamak için güce dayalı “merkezi devlet” mecburiyeti hâsıl olmuştur. Merkezi devlet Batıdan gelen tehdide karşı savunmadır. Bu ihtiyaç bu gün de devam etmektedir.
Onun içindir ki, merkezi devletin merkezi olan ordumuz üzerine Amerika’dan tehditler gelmektedir. Demokrasi gerekçesini kullanarak, Batıya karşı tek üstünlüğümüz olan merkezi devleti dağıtmaya çalışıyorlar. Silahla yapamadıklarını içerdeki işbirlikçilerini satın alarak yapıyorlar.
Bu anlamda, Rusların Tarihi ile Türklerin Tarihi büyük benzerlik taşır. Avrupa’nın Rusya’dan ve Türkiye’den nefret etmesi Çin, Hindistan gibi Türk ve Rus’u kullanamamasındandır. Aslında Atatürk’ün bağımsızlık dönemini çıkarırsak Batı bizi iki yüz yıldır kullanmaktadır. Ancak Rusya merkezi devletinin güçlülüğü sayesinde hiç kullanılmamış sayılır. (Kısa süreli Boris Yelsin ve II. Petro dönemi hariç.)
09-EYLÜL: 12 Eylül İle Hesaplaşma mı ? - Mahmut ÇELİK
12 Eylül darbesinin sadece “12 Eylül öncesi terör ve işkenceler” üzerine sürdürülmesi ve buna sebep olan darbeci generallere indirgenmesi, Emperyalist oyunları, emperyalizmin ulus devletlerde yarattığı tahribatları gizlemeye yardımcı oluyor.
Matematiksel rakamlarla yapılacak 12 Eylül askeri darbesi hesaplaşması; gece yarılarında, annesi ya da babası evinden sökülürcesine götürülen çocukların, yuvalarından fırlayacak gibi korkuyla açılmış gözlerinde okunan dehşeti, emek emek büyüttükleri çocuklarının gözlerinin önünde ellerinin altından bilinmeze doğru kayıp gittiği hissini yaşayan anne ve babaların, yüreklerinde açılan ve bir ömür boyu kanayacak yaranın derinliğini, şiddetle çalınan, öfkeyle açılıp ardına dek çarpılan kapıların, sıranın kendine geldiği gerçeğiyle yüz yüze bıraktığı gençlerin, o andan itibaren bilinmeze doğru aldıkları yolda, geride bırakmaya başladıkları gelecekleri, yolun sonunun nereye çıkacağı, hangi işkence tezgâhlarından geçecekleri, sonunda sakat kalma ihtimali, yaratanın verdiği yaşamın işkence darbeleriyle biraz daha kırpılacağı, belki de, darağacında sallanan bir ipin ucunda son bulacağı dehşetini yaşamalarıyla daha ilk günden ödenen ve bir ömür boyu ödenecek bedelleri açıklamakta yetersiz ve anlamsız kalacaktır.
Aynı şekilde, eylemi gerçekleştirenlerin yanı sıra ve daha da önemli olarak, çıkarları doğrultusunda eylemi kurgulayan ve sahneye konması için zemini yıllar öncesinden hazırlayan ABD’nin, Atatürk’ün kurduğu ordunun en üst kademesine kadar gelmiş, ABD’li yetkilinin “bizim çocuklar” tanımlamasını hak etmiş o günkü yöneticilerinin, Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği “Türk Gençliği”ne karşı kıyıma dönüşen girişimleri ve “Türk Gençliği”ni değil Cumhuriyete sahip çıkmak, uzunca bir süre kendilerine sahip çıkmaktan aciz hale getirmeleri, sonunda “Yeni bir dünya kurulurken” o kurulan dünyanın dışında, ABD emperyalizminin denetimine girmiş bir Türkiye Cumhuriyeti dikkate alındığında da, matematiksel rakamlarla yapılacak hesaplaşma anlamsız kalacaktır..
Milli ürünümüz olan fındık, diğer milli ürün ve kurumlar gibi, küresel güçlere kurban edilmektedir. Bunun dışındaki görüşlerin hepsi aldatmacadır. Bir başka deyişle, AB, İMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü Politikalarına bağlı kalarak fındığı kurtarmak imkânsızdır. Fındık üreticilerinin yapacağı tek iş, fındığa ağıt yakmaktır. Geçmiş olsun. Niçin böyle söylediğimi izah edeyim: 8Mart 2001’de onaylanıp AB’ye sunulan “Ulusal Program’ da, tarım reformu yapılacağı taahhüt edildi. Bu taahhüt gereği, şeker yasası ve Tütün yasası çıkarıldı”.
Şeker Yasası’nın gerekçesinde şöyle denilmiştir. “ AB Helsinki Zirvesi sonrasında kazanılan aday statüsü yanı sıra, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde taahhütler ve gelişmeler Şeker Rejimi’nin yeniden düzenlenmesini gerekli kılmıştır”. Demek ki, Şeker Yasası’nı gerekli kılan Türkiye’nin şartları değil, uluslar arası örgütlere verilen taahhütlerdi. Tütün içi de aynı durum söz konusudur. IMF’ye sunulan 3 Mayıs 2001 tarihli niyet mektubunun 21. Maddesinde tütün hakkında şu ifadelere yer verilmiştir. “ Tütün sektörü serbestleştirilecek ve tütün destekleme alımları giderek kaldırılacak ve tekel varlıkları da satışa çıkarılacaktır”. Bu sözlerde yerine getirildi.
Cumhurbaşkanlığı Makamından, Meclis Başkanlığına, Başbakanlıktan Bakanlıklara, Valiliklerden Kaymakamlıklara, Belediye Başkanlıklarından Muhtarlıklara açık dilekçemiz; Tüm kurum ve kuruluş yetkililerine ve tüm yurttaşlarımıza açık mektubumuzdur.
Ulusları ulus yapan en önemli unsurlardan biri dildir.
Son yıllarda Türkçemiz gittikçe artan biçimde yozlaştırılmakta ve kirletilmektedir.
Anadolu’nun köylerinde, kentlerinde özellikle turizm yörelerinde işyeri adlarının yabancı dillerde yazıldığını görüyor ve üzülüyoruz.
Diline sahip çıkmayan uluslar varlıklarını sürdüremezler. Türk dili, Türk Ulusu’nun yüreğidir, aklıdır. Dilini yitirenlerin her şeylerini yitireceklerini biliyoruz. Bu nedenle dilimize ve kültürümüze sahip çıkmak ulusumuzun geleceği için çok önemlidir.
09-EYLÜL: “Ermeni Sorunu ” Değil “ Ermeni Konusu ” - İsmet GÖRGÜLÜ
Atatürk, “Atatürk’ten Ermeni Konusu-Belgelerle” isimli kitabımda görüleceği gibi, Ermeni işgalindeki Türk toprakları kurtarılmadan önce “Ermeni Meselesi” derken topraklar kurtarılınca “Ermeni Gailesi” demekte; “Doğu sınırlarımızdaki Ermeni gailesi lehimize kati muzafferiyetle sona ermiştir.” (Kasım 1920) şeklinde ifade etmektedir.
Ermeni içerikli saldırılara “Ermeni sorunu” denmesi doğru değildir, uygun değildir, zararlıdır. Çünkü “sorun” dediğinizde peşinen Türkiye’nin Ermenilerle bir sorunu olduğunu kabul etmiş oluyorsunuz. Bir durumu sorun olarak kabul edince de onu çözmek için görüşmeye, tartışmaya, pazarlık yapmaya hazır olduğunuz izlenimi veriyorsunuz. Dolayısıyla bu konuyu bir saldırı vasıtası olarak kullanan Batı’nın tuzağına düşmüş oluyorsunuz.
“Ermeni Sorunu” nitelemesi Batı’ya aittir. Zihinlerde konunun bir sorun olarak algılanması için ortaya atılmış bir psikolojik propaganda ürünüdür. Tıpkı “Şark Meselesi-Doğu Sorunu”nda olduğu gibi. Türkiye’nin 19 ve 20nci yüzyıllarda Şark Meselesi diye bir iç sorunu mu vardı? Hayır. Batı, Türk toprakları üzerinde gerçekleştirmek istediği niyetlerini kendi kamuoylarına ve dünyaya kabul ettirmek ve tepki görmemek için Türklerin idaresinde yaşayan Gayri Müslimlerin ve etnik grupların ezildiklerini, bunların haklarının ve varlıklarının korunması gerektiğini propaganda etti.
2004 yılında ise Dış İşleri Bakanı Gül, Ermeni terörü ile ilgili görüşlerini “Ermeni terörünün döktüğü kanı unutmayın, unutturmayın” sözleriyle ifade etmiştir. 2007 yılında Abdullah Gül Cumhurbaşkanı sıfatıyla Azerbaycan Milli Meclisi’ne hitap ederken “Ermenistan 1915 olaylarının yorumlanmasını başka ülkelerin parlamentoları nezdinde takip etmeyi sürdürdükçe ilişkilerin normalleşmesiyle ilgili bir gelişme beklenmemelidir’’ demiştir.
Belki hatırlarsınız yazılarımdan birinde size sevdiğim çiçekleri anlatmıştım. Ben garip bir hatunum, gülü sevmem, bana fazla gösterişli gelir, dikenleri ise can yakar demiştim.
Ben Erivan’da açan gülü de sevmedim. Orada açan gül, renksizdi, kokusuzdu.
Birden Hocalı’da, Karabağ’da açan kan kırmızı güller geldi aklıma. Boyunlarının bükük olduğunu düşündüm. Sabahın çiy tanecikleri, orada yaşayan insanların yüreklerindeki acıyı, hayal kırıklığını hatta öfkeyi göz yaşı misali işlemişlerdi kan kırmızı güllerin taç yapraklarına.
09-EYLÜL: Zafer Yürüyüşü’ne Katılanların Kamp Günlüğü.
Kampa daha önce giden arkadaşlarımız tarafından kamp koşullarıyla ilgili bilgilendirilmiştik ama yine de daha önce görmediğimiz bir yerde kamp yapmak bizi biraz olsun endişelendiriyordu. Otobüsle Afyon’a doğru ilerlerken arkadaşlarımız da merak içerisine girmişlerdi; ne yapacağız, nerde kamp kurucağız, kaç gün kalacağız, soğuk olur mu gibi sorular sorulmaya başlanmıştı.
Bize Afyon Otogarı’ndan alınacağımız söylenmişti. Koskocaman dev gibi şehirlerden birinde bulunmak gerçekten bizi çok heyecanlandıracak ve zaman zaman duygulandıracaktı. Neden dev gibi, neden koskocaman bir şehirdi burası? Şehit olan askerlerimizin (atalarımızın) devleştiği, kahramanlaştığı bir şehirdi. Koskocaman bir devrin battığı ve Cumhuriyet’in temelinin atıldığı yerdi. İşte bu yüzden, koskocaman dev bir şehirdi. Sabırsızlıkla havasını solumayı bekliyorduk ve toprağına bastığımızda içimizde kopacak fırtınanın esintisini hissetmeye başlamıştık. İşte beklediğimiz iniş noktamız Afyon Otogarı...
23 Ağustos…
Otogar biraz eskiydi ama zaten bizim de beklediğimiz yeni bir otogar olması değildi. Aslında her şey keşke 1923–1938 yılındaki haliyle kalsaydı. Biz Dumlupınar Destanı’nın yazıldığı havayı solumak, toprağı kucaklamak ve o anı yaşamak için gelmiştik. O zamanı yaşayacaktık ve de açlığın, tokluğun, soğuğun, sıcağın ve bu toprağın bir karışının ne kadar değerli olduğunu anlayacaktık. Denildiği gibi de oldu ve Afyon ADD Şubesi’nden bir arkadaşımız bizi karşıladı. Oradan bir otobüse binip kamp alanına doğru yol almaya başladık.
Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şubesi tarafından 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla bir kutlama etkinliği düzenlendi. Aydın Kanza Parkı'nda düzenlenen etkinliğe yurttaşlar büyük ilgi gösterdi.
ADD Antalya Şube Başkanı Mustafa Durna'nın konuşmasıyla başlayan program bayramın anlamına uygun şiirler ve türkülerle devam etti.
Programda, ADD Gençlik Kolu Başkan'ı Kıvanç Işık, Başkan Yardımcısı Yaman Çağrı Doryan ve Halk Ozanı Bekir Yaşar'ın konuşma ve şiirleri de yer aldı.
Edebiyat Öğretmeni Cahit Çakçıl Nazım Hikmet'in Kuvayı Milliye Destanı'nı okurken duygulu anlar yaşandı. ADD Türk Halk Müziği Korosu Şef Faize Tügen yönetiminde Zafer Bayramı için seçilen türkülerin yer aldığı bir konser sırasında duygulu anlar yaşayan yurttaşlar coşkulu alkışlarıyla katkı verdiler.
09-EYLÜL: TRT Antalya Bölge Radyosu Kapatılamaz...
Antalya Radyosuna Sahip Çıkıyoruz Platformunu oluşturan 36 örgüt adına Haber-Sen Genel Başkanı Ali Yılbaşı’nın TRT Radyosu önünde yaptığı basın açıklamasında “TRT bugün 13 radyo (4 ulusal, 8 bölgesel ve 1 turizm), 7 televizyon kanalından yayın yapıyor, yayınlarını uydular ve İnternet üzerinden tüm dünyaya ulaştırıyor. 2954 sayılı TRT yasası, 11 Haziran 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilen yasa ile değiştirildi. Bu değişikliğe bağlı olarak TRT'de yeniden yapılanma çalışmaları başlatıldı. TRT Yönetim Kurulunca oluşturulan YENİ teşkilat şemasında Antalya Radyosu yok.
İlk olarak 2 Eylül 2008 tarihinde Türk Halk Müziği Gençlik ve Çocuk Korosunun çalışmaları durduruldu. Ardından Antalya Radyosunun bütün personeli Çukurova Radyosuna nakledildi.
Yani, Antalya Radyosu kapatıldı. Gazipaşa’dan Isparta'ya, Kaş'tan Afyonkarahisar'a, Libya'dan Mısır'a, İtalya'ya, Kıbrıs'a... Çok geniş bir coğrafyada yaşayan insanlarımızın sözüne, sesine tercüman olan Antalya Radyosu tarihe gömülüyor.
Üniversitelerde kayıtların başlaması ile, bir an önce yurt bulma telaşına düşen, ülkenin dört bir yanından gelen gençlerimiz devlet yurtlarının yetersizliği nedeniyle ortalarda kalmakta ve ne olduğu bilinmeyen cemiyet ve tarikatların yoğun kıskacında kalarak tuzaklara düşmektedirler.
İşte bu yüzden;
Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şubesi ve Eğitim İş Antalya şubesi ile birlikte bu yıl öğrencilerimize rehberlik yapmak, sahip çıkmak, yol göstermek, her türlü sorunlarına çözüm bulmak amacıyla 1-5 Eylül arasında Antalya otogarında görev başındaydı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün çizdiği yolda yürüyen, akıl, bilim, teknoloji ve sanayide ilerlemiş, ulus-devlet yapısına bağlı, tam bağımsız laik Türkiye Cumhuriyeti bireylerinin yetişmesi için bizler sadece kayıt zamanı değil her zaman siz öğrencilerimize yardımcı olmak için daima burada olacağız.
Ergenekon tertibinin 9. dalgasında Biz Kaç Kişiyiz Platformu’nun kurucusu Tuncay Özkan ile Biz Kaç Kişiyiz Derneği yöneticileri de gözaltına alınanlar arasındaydı. Dernek 59 İlde aynı anda tek basın açıklaması ile gözaltıları protesto etti. Biz Kaç Kişiyiz Derneği Antalya Şubesi Başkanı Neşe Şen, yapmış olduğu açıklamada, “Korkutma, sindirme ve yıldırma hareketleri ülkemiz de devam etmektedir. Devrin en büyük yolsuzluk hareketi olan Deniz Feneri ile ilgili davanın yankılarını gündemden düşürmek amacıyla yeni gözaltılar siyasi olarak sürdürülmektedir. Bu kapsamda Biz Kaç Kişiyiz hareketinin önderi Sayın Tuncay Özkan ve bazı yol arkadaşlarımız gözaltına alınmıştır.
Bir hukuk devletinde Ergenekon kapsamında hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalara rağmen hukuka güvenimiz tamdır. Yargı mensuplarının en kısa sürede gerçeklerin ortaya çıkması için gerekenin yapılacağına inanıyoruz.
Vatan, namus, ahde vefa diyerek başladığımız laik ve tam bağımsız Türkiye yolculuğunda önümüze çıkartılmaya çalışılan hiçbir engel bizi yolumuzdan, hedefimizden alıkoyamayacaktır.
09-EYLÜL: Sizin İçin Seçtiklerimiz... - Avrasyalı Olmak (Banu AVAR)
Kitabın Adı : AVRASYALI OLMAK
Yazarı : Banu AVAR
Yayınevi : Truva yayınları
Fiyatı : 1 Cilt 25 YTL.
Günümüzde, Batının bizi getirdiği uçurumun eşiğinden dönebilmemizin ön koşulu; batılı olma hayallerini bırakıp Avrasyalı olmanın bilincine erebilmektir. Sevgili Banu Avar, yıllardır yardımcılığını yaptığı Attila İlhan ile birlikte “ batı” nın iki yüzlülüğünü anlatma çabası peşinde koşmuştur.
Şimdi o yolda tek başına mücadelesini veriyor. Babası Mehmet Bahattin bey, Dağıstan kökenli olduğundan hep oralara gitmek istemiş ama kısmet olmamış.
Vasiyetini kızı banu Avar yerine getirmiş, yaptığı gezilerde; Bizden insanlarla bir araya gelmiş, küresel politikaların ağırlığı altında ezilen kardeş halkların yaşamlarından kesitler ve 'Sarı Paşa'nın halkına' duydukları sevgiyi derlemiş. Sevgili Attila İlhan’ın “ Bunları yazmalısın” sözü üzerine önce “Sınırlar Arasında” sonra da devamı gelmiş.
09-EYLÜL: Siizn İçin Seçtiklerimiz - Türkiye Evlenmek İçin Kuyrukta
Türkiye Evlenmek İçin Kuyrukta !
“Aile” denilen yüce kurumu hafife alan evlenme programları TV kanallarında yayınlanmaya başlayınca Türkiye evlenmek için kuyruğa girdi. Son bir yılda yerli TV kanallımızdan birinde başlayan evlendirme programı yoğun bir ilgi görüp izlenim oranlarını da artırınca “İzdivaç” , “Desti İzdivaç” ve benzeri adlarla diğer kanallara da sıçradı.
Çoğunluğunu dul kalmış, boşanmış, çocuklu yaşlı insanların oluşturduğu evlenme adaylarının yanı sıra hiç evlenmemiş genç adaylar da oldukça fazla sayıda programa konuk oluyor.
İşin can alıcı noktasını ise aday seçimlerinde aranılan ölçütler oluşturuyor.
08-AĞUSTOS: Herşeyi, Herşeyi 30 Ağustos Zafer’ine Borçluyuz. - Sacide ERÇETİN
30 Ağustos 1922 Büyük Taarruzu’nun zaferle taçlandırdığı Türk Kurtuluş Savaşı sadece bir askeri zafer değildir, bir büyük milletin aydınlanma hareketinin başlangıcı ve Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağının tüm dünyaya ispatıdır.
Vahdettin, güvendiği bir ajan tarafından getirilen Ankara kuruluna ait gizli belgelerini yine bir saray çalışanı ile İngiliz Yüksek Komiseri Sir Harold Rumbold’a yolladı. Londra da bu gizli bilgileri alan Lord Curzon, barış görüşmeleri için oturduğu masada bu planlar ışığında karar alacak, ona göre pazarlıklarına yön verecekti.
Sadrazam Tevfik paşanın çok gizli görüşme isteğinin ardından komiser Rumbold gelen isteye inanamayarak kendi kendine söyleniyordu. Lord Curzon bile bu kadar ileri gitmemişti Türkiye aleyhinde değildi. Müslümanların halifesi İngiliz himayesini kazanabilmek için istiklal hevesi içindeki bütün Müslümanları satıyordu. Halifelik etkisini İngiliz çıkarlarına göre kullanacağına söz veriyordu. “Bu kadar küçülen bir devlet ve rejim yaşayabilir miydi?” diye iç geçirdi.
Pek çok sorunlarla boğuşan Mustafa Kemal, “Ne yapalım yoksuluz, üniformamız, mataramız, palaskamız yok diye mücadeleden vaz mı geçelim düşmana teslim mi olalım” diyordu.
Milli Savunma Bakanı’yla, Maliye Bakanı “ Hazinede beş kuruş kalmadı” diye feryat ediyorlardı. Başkomutan Mustafa Kemal sakindi. “Beyler” dedi “ Tamamen çaresiz değiliz Hindistan Müslümanlarının yolladığı 600.000 lira bankada duruyor, hiç dokunmadığım gibi kimseye de dokundurtmadım, bu parayı Maliye Bakanlığı’nın emrine vereceğim, ilk ihtiyaçlarınızı oradan karşılarsınız” talimatını veriyordu.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı “AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı” haline geldiği iddiasıyla ve cezalandırılması talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştu.
Anayasa Mahkemesinin 11 üyesinden 10’ üye “AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” yönünde oy kullandılar ve hazine yardımının yarısını kesme cezası verdiler.
Anayasa Mahkemesinin kararına göre AKP aklanmadı, cezalandırıldı. Bu ceza AKP’nin siciline işlendi. Bu ceza kesin ve itiraz hakkı bulunmuyor. Yani bu sicili hiçbir silgi silemiyor. Ama Amerikan ve İngiliz silgisiyle silmeye çalışanların olacağı kesindir.
Bütün bunlar bir yana, Mahkeme sürecinde yapılan dış ve iç baskılara işaret etmek istiyorum. Amerika’dan ve Avrupa’dan gelen büyük baskıyla birlikte içeride yandaş medya Türk Hukuk sistemine ve yargıçlara yönelik yoğun baskı uyguladı.
( Tespit / 13 ... Halide Onbaşı (Edip), İzmir'in kurtuluşunun hemen sonrasında, Manisa 'daydı; kurtarılmış şehre, bir an önce ulaşabilmek için, birkaç genç zabitle atlarına atlayıp, her tehlikeyi göze alarak, 'İzmir' yolunu tuttular: gece karanlık ve düşmandı, etrafta dağılmış Yunan ordusundan, firariler dolaşıyordu. Sabaha karşı, Bornova 'ya varmışlardı. Orada Gâzi'nin 'misâfiri' oldu. Mustafa Kemal Paşa 'yı, kazandığı zafer dolayısıyla, kutladığında; Paşa 'nın ona, ne cevap verdiğini hatırlar mısınız? Ben, unutamam, demiştir ki:
''-...zaferle iş bitmedi, asıl bundan sonra birbirimizi yiyeceğiz!''
Ne demek istemişti? Bunu tam manasıyla kavrayabilmem için, yıllar geçti: Gâzi, savaşı kazanmak için birlikte çalıştığı silah arkadaşlarından çoğunun, gerçekte kendi yanında değil, Padişah 'ın -dolayısıyla İngilizler 'in - tarafında olduğunu ya hissediyor, ya biliyordu. İzmir 'in kurtarılması, tabir-i marûfu ile 'Yunanlının denize dökülmesi', gerçi Kurtuluş Savaşı 'nı bitiriyordu ama; içten içe, zaten başlamış olan ihtilâli öne çıkarıyordu. (Eylül 1922)
Paşa 'nın, ilerde kendisiyle de uyuşmazlığa düşeceği, - Halide Onbaşı 'ya anlatmak istediği buydu...)
08-AĞUSTOS: Ulus Devlet Temelinde “ANA DİL” - Şakir YILMAZ
Uluslaşma, dışarının isteği ve desteğine bağlı olarak gerçekleştirile bilecek bir olgu değildir. Dil birliği, toprak birliği, tarih- kültür birliği ve ekonomik çıkar birliği, bir topluluğun ulus olması için gerekli kesin koşullardır. Bu dört ana koşuldan biri bile eksik olsa, ulus (Millet) oluşumu ortaya çıkamaz.
Burada, birde şu yapılmış olan tespiti tekrarlayalım. Bölücülük ve ayrılıkçılığı savunan aydıncıkların ve işbirlikçilerinin unutmaması gereken bir gerçek var. İşgalci-emperyalist desteği ile özgür olunmaz, yabancı kurtarıcıya sarılıp devlet kurulmaz. (Kukla ve maşaların kulaklarına küpe olsun).
İmparatorluklar orta çağda MİLLİYET temelinde örgütlenmiş olan devletlerdi.
MİLLİYET örgütlenmeleri milleti meydana getiren unsurlardan sadece biri üzerine oturtulur. Yani Milliyet örgütlenmesi yalnızca din, yalnızca dil veya yalnızca etnik temellerden biri üzerine oturtulmaktadır. Bundan dolayı imparatorluklar çok dinli, çok dilli, çok kültürlü yani bir mozaik yapıyı oluşturmaktaydı. (çok milliyetli devlet)
08-AĞUSTOS: GAP’I AB’ye Devretme Planı Namık Kemal DİMLİOĞLU
AB’nin Türkiye’ye dayattığı: Bölgesel Kalkınma Ajansları ve GAP İdaresi ile DSİ’nin etkisiz hale getirilmesi, AB ile Türkiye arasında süregelen “ucu açık” hatta “uçsuz bucaksız” üyelik müzakereleri kapsamında, Türkiye’nin sınırlarını aşan Dicle ve Fırat’ı en sık gündeme getirilen konuların başında geliyor.
GAP Eylem Plânı, “AB’nin Fırat ve Dicle suları uluslar arası bir komisyona devredilsin şartının yerine getirilmesidir.” Hükümetin açıkladığı GAP Eylem Plânı 6 yıl bekledikten sonra attığı bu adım, bölge insanının menfaati düşünülerek atılmış bir adım değil, bu AB’nin taleplerinden bir tanesinin daha yerine getirilmesidir.
AB, GAP’I İSRAİL İÇİN İSTİYOR
AB Komisyonu 6 Ekim 2004 tarihli Türkiye raporunun 9. Sayfasında Türkiye’den FIRAT ve DİCLE sularının yönetimini uluslar arası bir komisyona devretmesini istedi. Fırat ve Dicle sularını devralması istenen bu çok uluslu yönetim arasında, AB üyesi olmayan İsrail’in de olması da gerçek niyetlerini ortaya koyuyor. Yani, bu çok uluslu yönetim kadrosunda İsrail de var.
08-AĞUSTOS: Evvel Zaman İçinde Türk Diye Bir Irk Varmış. - Namık K. DİMLİOĞLU
İsrail Tohumu Tek Başına Satmıyor. Tohum Alana Hastalığı Bedava.
Ne yiyip ne içtiğimiz belli değil. İsimleri, Markaları, son kullanım tarihleri belli de neyi ihtiva ettikleri meçhul. Bir yandan zehir soluyup bir yandan zehir yutuyoruz. Serik’in dağ ormanları, Köprülü Kanyon’un ormanları iki gündür yanıyor, Serik’ten geçerken arabanın camını açamadım devamlı Rusya’dan Karadeniz’e postalanan radyasyonu konuşuruz da Irak’tan Türkiye’ye savaş sebebiyle kaç ton radyoaktif maddenin geldiğini düşünmek bile isteyemeyiz.
Bu ne demek?
Bu şu demek; Beş yıldır Irak bombalanıyor. Ne içerdiğini tam olarak bilmiyoruz, ama insan sağlığı açısından zararlı unsurlar içerdiğini tahmin etmek zor değil. Irak’tan İstanbul’a kaç saatte ulaşır radyoaktif duman? Rüzgârın etkisiyle kısa zamanda ulaşır.
08-AĞUSTOS: Şeytanın Üç Atlısı. Sevr, AB ve BOP - Figen ÖZEN
SEVR ANTLAŞMASI’NIN MADDELERİ, GÜNÜMÜZDE YASALAŞAN AB UYUM YASALARIYLA ÖRTEVR’İN HAZIRLIK SÜRECİ: 1.Dünya Savaşı bitmiş,İttifak Devletleri’nin yanında yer alan Osmanlı, zamanın emperyalist güçlerine teslim olmuştur.Savaşın galiplerinin savaş sonrası dünya düzenini kendi çıkarlarına göre belirlemek için topladıkları Paris Barış Konferansı’nın ardından (18 Aralık 1919 ) Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan ile barış anlaşmaları imzalamışlardır.Ancak Osmanlı ile yapılması gereken barış görüşmeleri belirsiz bir tarihe ertelenmiştir.TIPKI UCU AÇIK AB MÜZAKERELERİ GİBİ…
Barış Müzakerelerinden sonra, İttifak Devletleri’ne ait topraklarda paylaşım amacı güdülmezken; İtilaf Devletleri Yüksek Konseyi’nin 7 Mayıs’ta aldığı karar uyarınca,15 Mayıs’ta İzmir emperyalist İngiltere’nin oyuncağı olan Yunanistan tarafından işgal edilmiştir. Daha sonra bu işgal, Osmanlıya baskı yapmak amacıyla Anadolu’nun batısına dek yayılmıştır. İzmir’in işgali Anadolu’da ulusal bir tepkiye yol açmıştır. Mustafa Kemal’in önderliğinde 19 Mayıs 1919’da başlayan ulusal direniş, Sivas Kongresi’nden sonra “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” anlayışıyla Türk ulusuyla bütünleşerek bağımsız Türk Devleti’nin temelleri atılmıştır. İstanbul Hükümeti özellikle Sivas Kongresi’nden sonra ülke üzerindeki idari ve askeri denetimini kaybetmiştir. İtilaf Devletleri 18 Nisan 1920’de San Remo Konferansı’nda Osmanlı Devletine uygulanacak barış şartlarını hazırlamışlardır.22 Nisan 1920’de eski sadrazam Ahmet Tevfik Paşa’nın başkanlığında bir heyet Paris’e gönderilmiştir.
08-AĞUSTOS: Basından Seçmeler - İran Manzaraları Erol MANİSALI
Türkiye’- Amerikan sömürgeciliğine direnen İran mı?
- Şeriatçı düzeni kabullenmiş İran İslam Cumhuriyeti mi?
- İktisadi işbirliğinden büyük yarar sağlayacağımız İran mı?
- Batı’nın BOP dayatması karşısında “kesin işbirliği yapmamız gereken ülke mi?”
- Binlerce yıldır kültürü, dili iç içe geçmiş iki toplumdan biri olan sınır komşumuz İran mı? Üstelik bu sınır 400 yıldır değişmeden korunmuş, tarihi bir rekora sahip.
Mustafa Kemal’in Askerleri 19 Temmuz’da İstanbul’daki Mitingde Ergenekon Tertibini Protesto Ettiler.
Hava çok sıcak, güneş yakıyor, araçların korna sesleri, vapurların düdük sesleri, simitçi kardeşlerin ve soğuk su satan halkımın rahatsız edici tutumu, 13 saat’lik gidiş 14 saat’lik dönüş yolculuğumuz, molalardaki yemeklerin hoşnutsuzluğu, içilen çayların tatsızlığı, bunlar hiç önemli değil.
Önemli olan nedir biliyor musunuz, her türlü olumsuzluğa karşı bu kadar yola katlanan insanların gözlerindeki parıltı. Bu çok etkileyici. Bir otobüs dolusu Atatürkçü insanımla, sabah saat 10’00’da Kadıköy İskele Meydanında toplandık, saat 15’30’a kadar. Güneş yaktı, bir haftada yüzümün derileri değişti. Problem yok.
Yaklaşık 8 Bin’e yakın yurtsever, inançlı, kararlı, bilinçli…
Onları izledim, devamlı onlara baktım, gördüm ki 1 Milyon insanla yaptığımız mitinglerden daha çok etkilendim. Nedenimi; aşağıda:
08-AĞUSTOS: Prof. Dr. Alpaslan Işıklı Sevr’den BOP’a Türkiye’yi Anlattı
Antalya Atatürkçü Düşünce Derneği ve Cumhuriyet Okurları aylık kahvaltı ve söyleşi toplantısını Akdeniz Üniversitesi Sosyal Tesisleri’nde yaptı.
Her ayın ikinci Pazarı’nda yapılan Antalya ADD-CUMOK söyleşilerinin Ağustos ayı bölümüne Prof.Dr. Alpaslan Işıklı konuk oldu. Sevr Antlaşması’nın yıldönümü 10 Ağustos’a rastlayan söyleşinin konusu: “Sevr Antlaşması’ndan Büyük Ortadoğu Projesine Türkiye” idi.
ADD Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Tüm Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Alpaslan Işıklı’nın söyleşisine katılım oldukça yüksek oldu. Sevr-Lozan-BOP karşılaştırmasını örneklerle anlatan Işıklı’nın sunumunu katılımcılar ilgiyle izlediler.
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, bu anlamlı buluşmada özetle şunları söyledi:
“Lozan, Türkiye’nin idam fermanı olan Sevr’in çöpe atılmasıdır. 17 Şubat 1923’de başlayan İzmir İktisat Kongresi Lozan Antlaşması sürecinde çok büyük önem taşımaktadır.
08-AĞUSTOS: Türkiye’de 50 Milyar Ton Maden Var. - Namık K. DİMLİOĞLU
MTA (Maden Tetkik Arama)’nın raporuna göre Türkiye’de 50 Milyar ton maden bulunuyor. Dünya’da ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’si Türkiye’de. Bu madenlere Petrol ve Doğalgaz dahil değil. Türkiye, Dünya rezervinin yüzde 72’sine sahip bor madenini, kömürü, bakır’ı, Linyit’i, Altın’ı, Gümüş’ü ve tümü 77 çeşit olan maden rezerv’inin yani servetin üstünde oturuyor. Türkiye, Maden kaynakları açısından 132 ülke arasında üretim itibarıyla 28’inci, çeşitlilikle ise 10.sırda yer alıyor.
15,8 MİLYAR TON KİREÇ TAŞI
Türkiye’de yer altındaki en yüksek maden rezerv’i, 15,8 Milyar tonla dolomit madenine ait bulunuyor. İçinde Kalsiyum Karbonat (CaCo3) ve Sodyum Karbonat( Na2 Co3) barındıran ve bu özellikleri yüzünden cam ve seramik endüstrisinin vazgeçilmezleri arasında yer alan Dolomit, nadir ve çok değerli bir kireç taşı olarak biliniyor. Bunun yanı sıra Türkiye’de 13,9 Milyar Ton Mermer, 10,6 Milyar Ton Linyit kömürü 5,7 Milyar ton kaya tuzu, 1,2 Milyar ton taşkömürü, 1,8 Milyar Ton BOR Madeni, 1,5 Milyar Ton pomza taşı, 1,9 Milyar Ton da blister bakır cevheri bulunuyor.
08-AĞUSTOS: ADD Antalya Gezi Grubu Yine Yollardaydı
Derneğimiz, Antalya’yı ve çevresini tanıtmak için düzenlediği Kültür ve Tarih Gezileri’nin 5. sini Elmalı’ya yaptı.
Yıllarca bölgemize “merkez” olarak hizmet veren Elmalı, tarihi dokusu, doğal güzellikleriyle sıcak yazların serin yaylası… Abdal Musa’sıyla Tekke Köyü, kapanmayan ve sürekli kanayan yarasıyla Avlan Gölü ve dağın doruklarından göğün maviliğine uzanan Uçarsu, medresesi, kütüphanesi, leblebisi, tarihi evleriyle kültür, tarih ve doğanın örtüştüğü bu coğrafya serinliğiyle gelen konuklarına gülümsüyordu.
Ülkemizin en güzel yaylaları arasında sayılan, en güzel kokulu elmaların yetiştiği Gömbe, denizden 1.200 metre yükseklikte bir yayla… Yaylanın 1.800’üncü metresinde ise bir krater gölü yer alıyor. Yeşil Göl…
08-AĞUSTOS: AKP’nin ATV’sinden Radikal İslam’a Bombardıman - Ömer ÖZTÜRKMEN
Seyircilerini her gün şaşkına çeviren ATV
Nasıl bir kanal? 24 Saat boyunca sık sık verilen “ ERGENEKON “ haberleri,
Yaşanmış tüm olayları Ergenekon sanıkları ile ilişkilendirmeler,
Nasıl elde edildiği anlaşılamayan akla durgunluk veren belgeler(!)
Sanki Ergenekon Savcısı’nın naklen yayın kanalı. AKP yanlıları, kanallarını gururla seyrediyor. Ergenekon soruşturmasına üzülen AKP karşıtları ise AKP’ye veryansın ederek Endişe ile izliyorlar “ Din Devleti “ ne gidişimizi. Sonra; Diğer haberlere geçiliyor. “EL KAİDE “ Irak’ta kadınlara hangi sebzeyi almalarını yasaklamış?
“EL KAİDE “ Militanları Keçileri neden öldürüyormuş?
El Kaide ve Taliban’ı yerden yere vuran görüntüler eşliğinde bir özet sunuluyor.
08-AĞUSTOS: Sizin İçin Seçtiklerimiz - Ömer ÖZTÜRKMEN
Kitabın Adı : HANGİ BATI
Yazarı : Attila İLHAN
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Fiyatı : 1 Cilt 15.YTL.
Sevgili Attila İLHAN’ın bu güne kadar “Hangi Küreselleşme” , “Hangi Laiklik” ve “Hangi Atatürk isimli deneme eserlerinin tanıtımını yaptık. Yıllar önce kaleme alınmasına rağmen bu günü sanki iki saat önce yazılmış gibi tanımlayabilen bu eserler, okuyucuların büyük beğenisini kazandı. Gerçek bir Ulusalcı gibi düşünebilmek için son derece gerekli gördüğümüz eserlerden birisi de yazarın 1972 yılında kaleme aldığı “Hangi Batı” Attila İLHAN birçoğumuzun ezberini bozuyor ve eğitim sistemimizin öyle iddia edildiği gibi tarikatların vs. etkisi altında olmadığını, tam tersine batı denetiminde olduğunu vurgulayarak eserin bir bölümünde şöyle diyor:
Lisede Sophokles okuduk. Klasik Türk musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık Devletin yayımladığı kötü çevrilmiş Batı Klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. (…) Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi ellerimizle boynumuza geçiriyorduk…
08-AĞUSTOS: Rusya- Gürcistan Savaşı’nın Ardından - Ömer ÖZTÜRKMEN
Rusya- Gürcistan Savaşı’nın Ardından Montrö Boğazlar Sözleşmesi Ve Boğazların Günümüzdeki Önemi.
Rusya- Gürcistan savaşı esnasında ABD Donanması’nın Karadeniz’de gözdağı verme girişimlerinin önünde de en büyük engel Montrö Boğazlar Sözleşmesi’dir, Türk diplomasisi bu konuda titiz davranmak ve hata yapmamak durumundadır. ABD, dünyayı yeni bir paylaşım savaşına sürükleme peşindedir.
Çanakkale Savunması sayesinde emperyalistlerin Sovyet Devrimi’ni engelleme çabalarını boşa çıkartan Boğazlar, Soğuk Savaş döneminde de Sovyetler’in “ sıcak denizlere inme “ hayalinin önündeki set olarak gösterildi kitlelere. Günümüzde de önemi git gide artan Karadeniz, Rusya, ABD ve AB’nin egemenlik savaşlarına sahne oluyor. Boğazlar; tarihin hiçbir döneminde bugünkü düzeyde önemli olmadı.
07-TEMMUZ: Atatürk'ün Cumhuriyet Savcılarına Seslenişi
Türkiye Cumhuriyetinde kimsesiz bir birey yoktur. Cumhuriyet, böyle bir kavramı asla kabul edemez. İnsan hakları, yasalarımızın güvencesi altındadır. En güçsüz ve en kimsesizlerin yardımcısı devlet ve onun kamu hukuku temsilcileri olan Cumhuriyet Savcılarıdır.
Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi, Türk Cumhuriyeti Adliyesinde de, Cumhuriyet Savcılarını yüksek ve son derece önemli bir görev ve makamın temsilcileri olmak üzere tanırım.
Devrim Savcılarının, kendilerine verilen bu büyük görevin önemine uygun olarak gayretli ve çalışkan olmaları konusunu, adliyemizin başarı ve üstünlüğünün en önemli etkenlerinden sayarım. Laik Türk Devrimi, çağımızın uluslara yaşama ve yükselme yeteneğini veren en son ve en uygar ilkelerinin bir ifadesi ve Türk Ulusunun büyük fedakârlıklarıyla sürdürülen ve kazanılan büyük mücadelesinin eseridir. Devrimlerin gerçekleşmesi, kararları ve kanunlarıyla, ulusal irade ve ulusal egemenliğin bir görünümü; bütünü itibariyle de Türk Ulusunun bütün haklarıdır.
07-TEMMUZ: Sızdırma mı, Uydurma mı? - Mustafa DURNA
3 Temmuz Perşembe günü “Yandaş basın” olarak adlandırılan gazetelerde “Ergenekon” iddianamesinden sızdırıldığı anlaşılan bir haber yayınlandı.
Bu gazetelerin Manşetleri şöyleydi:
Yeni Şafak: “Kanlı Plan”
Bugün: “Iki Generalin Darbe Planı”
Sabah: “7 Temmuz Kaos Planı”
Takvim: “ Temmuz Hesabı”
Vakit: “Kaos için ilk kurşun 7 Temmuz’da sıkılacaktı. Allah korudu”
Bu manşetlerin her birinin yanında ADD Genel Başkanı E. Org. Ş. Eruygur’un fotoğrafları konulmuş. Habere göre gözaltındaki paşalar 7 Temmuzda halkı ayaklandıracaklarmış.
Tandoğan kalabalığı bizi "Türkiye Temmuz ayında seçime gidiyor. Büyük bir olasılıkla AKP'nin dört yıllık hegemonyası ayın 22'si itibariyle bitecek," yanılgısına itmiş, bir ay önce yazdığımız yazıya böyle başlamıştık. Toplum var olan durumdan hoşnut olmalıydı ki, "Durmak yok yola devam" dedi.
Peki, AKP iktidarından memnun olmayan; Ankara'da, İstanbul’da toplanan o kalabalıklar nereye kayboldu?
Peki, fındık alımından memnun olmayan fındık çiftçileri, fındık işçileri ya da tarımın bitirildiğinden şikâyet eden bütün çiftçiler, bütün köylüler nereye gitti?
Belki de aldıkları kredi borçlarını ödeyememe korkusu, belki aldıkları bir kutu erzak AKP'ye oy verdirdi. Türkiye'de gazetelerin birinci sayfalarında yer alan haberler, televizyon ekranlarında yer alan yapımlar nelerdir? Türk basını, Türk insanını asıl ilgilendirmesi gereken olayları/konuları ne kadar aktarmaktadır?
"Türkiye'de iktidarlar ecnebiler eliyle belirlenmektedir," dediğimizde "sandığa gidip oy verenler de mi ecnebi?" denilebilmektedir. Doğrudur!
07-TEMMUZ: Vatanımızın Bütünlüğü ve Ulusumuzun Bağımsızlığı Tehlikededir
Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şubesi Başkanı ve Antalya Ulusal Güçler Birliği Platformu Dönem Sözcüsü Mustafa Durna’nın 03.07.2008 tarihinde Kışlahan Otel’i önünde yapmış olduğu basın açıklaması.
Toplum tarafından yakından tanınan saygın gazeteci ve aydınlar ile, devletin en üst noktasında bulunmuş emekli generallerin gözlem altına alınması kaygı vericidir.
E. Org. Şener Eruygur Jandarma Genel Komutanlığı görevinde bulunmuş ve şu anda Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanıdır.
E. Org. Hurşit Tolon Ordu Komutanlığında bulunmuştur. Ayrıca Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, ATO Başkanı ve TOBB Başkan Yardımcısı Sinan Aygün, Tercüman Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, araştırmacı yazar Erol Mütercimler’in de içinde olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.
Yabancılara satışın önünü açan yasa TBMM’den geçti, İngiliz basını derhal Türkiye’den yer kapılması için seferberlik başlattı: Planınızda olmasa da Türk sahillerinden bir ev alın!..
Yolunu da gösterdiler!
The Times, internet sitesinin manşetinde şöyle yazdı: 35 bin sterlin gibi düşük bir fiyata mülk edinebilirsiniz. Fiyatlar AB ortalamasının çok altında, Türkiye’de emlak fırsatı kaçırılmaz!
“Biraz kurnazlık edin!..”
Times, internet sitesinde aynen şu ifadeleri kullandı: Size çekici geldi mi? Kurnaz bir çift, küçük bir depozito ve 2 kredi kartı ile bir yer alabilir. Kredi kart şirketleri, iyi kredi notları olanlara 15 aya kadar sıfır faiz sunuyor!
Sınırlarımızın "tarım amaçlı" 44 yıllığına yabancılara devredilmesi, devletin bölünmez bütünlüğü adına büyük bir tehlikedir
Biz malum partinin kapatma davasıyla, Anayasa Mahkemesi'ne, Yargıtay'a yapılan saldırılarla uğraşa duralım, Erdoğan doğru söylüyor, onlar hızla "yola devam" ediyorlar. Vatan toprakları yamalı bohçaya döndü siyasi iktidarın sayesinde.
Zamanın da Abdülhamit Han'ı razı edemeyen, değil dönümlerce arazi bir karış toprak bile alamayan Yahudiler, "mayın temizleme" bahanesi ile ABD emperyalizmi ile ortaklaşa sınırlarımızı ele geçirme çabasında.
İsrail’in temelini atan, Siyonist lider Theodor Herlz, Osmanlı'dan Filistin'de, Çukurova'da ve Güneydoğu'da toprak satın almak istedi. Siyonist liderin amacı sonradan yazılan Allah'ın kitabı olmayan İbrani felsefe kitabı Kabala'nın 25. sayfasında Ben-i İsrail oğullarına vaat edildiği varsayılan "Kutsal topraklara" sahip olmaktı. Hani şu İsrail Başbakan'ının TBMM de okuduğu ve ayakta alkışlandığı Cahit Sıtkı'nın "Memleket isterim" adlı şiirinde anlattığı "sarı başaklı, yeşil dallı" topraklar. Bizim topraklarımız. Abdülhamit Han, Siyonist Herzl'e aracılık yapan Polonyalı Newlinski'ye şu cevabı verir.
Tarih 10 Ağustos 1920 Birinci Dünya Savaşı bitmiş İtilaf Devletleri ile hasta adam Osmanlı Devleti arasında Paris'in Sevres Banliyösünde Sevr Anlaşması imzalanıyor.
Bu anlaşmanın hükümleri üzerinde aslında tek tek konuşmak, maddeleri irdelemek lazım, o günden bu güne İtilaf Devletlerinin ülkemiz üzerindeki isteklerinde bir değişiklik söz konusu mudur?
Ülkeyi, Itilaf Devletlerinin ortaklaşa yöneteceği bir sömürge durumuna getiren Sevr Anlaşmasında dikkati çeken bir başka nokta müttefik devletler arasında gözetilen dengelerdir. Bir dizi önlemle taraflardan herhangi birinin Türkiye üzerinde tek yanlı egemenlik kurmasının önüne geçilmiştir.
Tayyip Erdoğan'ın 11 Temmuz 2008'de Bağdat'a giderek Başbakan Maliki ile "Stratejik bir anlaşma yapması", AKP iktidarının BOP'a yeni bir desteğini oluşturuyor.
Maliki, ABD, İngiltere ve İsrail’in Bağdat'ın oturttuğu kukla hükümetin yöneticisidir. Tayyip Erdoğan'ın kendisinin de kabul ettiği üzere, Maliki ile "BOP'un stratejik ortaklarından biridir."
İki BOP stratejik ortağı. Kendi aralannda da ek bir stratejik ortaklık oluşturarak, işi "çitte kavrulmuş" bir hale dönüştürmüşler. Yapılan anlaşma ile AKP hükümeti, "işgali meşrulaştırma yolunda önemli bir adım atmış" ve ABD'nin önünü açmıştır.
07-TEMMUZ: Hırsızlık Lisansı ya da Ruhsatı - Namık Kemal DİMLİOĞLU
Çok uluslu şirketler Teknolojilerini gittikleri ülkelere götürmezler. Kendi ülkelerinde işleyerek 100 ile 1000 misli fiyatla geriye satarlar. Yeraltı kaynaklarına sahip olan ve bu çokuluslu madencilik şirketlerine "LISANS" ya da "RUHSAT" vererek topraklarında çalışma olanakları sunan hükümetler yurttaşlarına, gelecek nesillere inanılmaz maliyetler yüklemektedir
Geleneksel madencilik ülkelerinde 19. Yüzyılda sömürge denetiminin sınırlarını genişletmek için bir dizi madencilik taraftarı yasa çıkarılmıştır. Örneğin; ABD'de 1872'de kabul edilen bir madencilik yasasına göre madenlerde kamuya ait arazilerde hektar başına 12 Dolar ödeyerek arama ve çıkarma yapabiliyor ve çıkardıkları maden içinde herhangi bir ücret ödemek zorunda kalmıyorlar. Bu yasa madencilik şirketlerine dev kârlar getirmiştir.1993–2001 arasında madencilik şirketleri ABD'ye ait federal topraklardan 11 Milyar ABD doları değerinde altın, gümüş ve diğer madenleri çıkardılar ancak ücret ve izin ödemeleri için bunun ancak %1 'ini harcadılar. Bu nedenle eski ABD İçişleri Bakanı Bruce Babbit yasaya "Hırsızlık Lisansı" adını vermişti. 1991'e kadar Avustralya altın madencilerinden federal gelir vergisi almıyordu. Bugün bile Avustralya'da faaliyet gösteren madenciler devlete kârlarının yüzde 1 ilâ 5'i kadar bir ücret ödemekle yetiniyor. Güney Afrika'da kamulaştırıldıkları 2002 yılına kadar madenlerin çoğunun özel sahipleri vardı ve bu kişiler kârları üzerinden herhangi bir ücret ya da vergi ödemiyordu. (1)
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde Cumhuriyetimizin olmazsa olmaz ilkelerinden biri bağımsızlıktır. Denizcilik ve Kabotaj Bayramı da bağımsız Türkiye'nin evrensel işaretlerinden biridir
Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın 82. yıldönümü 01 Temmuz’da kutlandı. Niçin kutladığımızı çoğumuzun bilemediği Kabotaj Bayramı, üzerinde ciddi araştırmalar yapılması gereken bir konudur. Fransızca bir kelime olan kabotajın anlamı bir devletin kendi limanları arasında yolcu ve yük taşıma egemenliğine sahip olması anlamına gelmektedir.
Bilindiği gibi Lozan Barış Antlaşması öncesine kadar Osmanlı İmparatorluğunun yabancı devletlere tanımış olduğu ayrıcalıklar nedeniyle, gerek kara parçası üzerinde gerekse kıyılarında yabancı devletlerin ayrıcalıklı ticaret yapma hakları bulunmaktaydı. Ancak Kurtuluş Savaşımızın ardından Batılı devletlerle yaptığımız Lozan Barış Antlaşmasıyla topraklarımızda sadece Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemen olduğu kabul ettirilmiştir.
07-TEMMUZ: Sizin İçin Seçtiklerimiz - Ömer ÖZTÜRKMEN
Kitabın Adı: KOD ADI: 68 ( 68' lilerin Dünü Bugünü)
Yazarı: Hulki CEVIZOĞLU
Yayınevi: Ceviz Kabuğu yayınları
Fiyatı: 1 Cilt 20 YTL
Araştırmacı yazar; Hulki CEVIZOĞLUbu güne kadar yazdığı her eser ile beğeni topladı Deniz GEZMIŞ ve arkadaşlarının idam edilişlerinin yıl dönümünde Ceviz Kabuğu programında başlattığı tartışma ve ilginç konukları ilgi odağı oldu. Cevizoğlu Mayıs ayında çıkan kitabında şunları işliyor"
Atatürkçü Düşünce Derneği Antalya Şubesi Kültür sanat kolu gezi grubu olarak ülkemizin doğal, kültürel, tarihi zenginliklerini tanımak ve tanıtmak istedik. Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne giderek Antalya’nın tarihi turistik yörelerini tanıtan bir broşür istedik. Bize, Türkçe broşürlerinin olmadığını söylediler. Şaşırdık ve üzüldük. Ülkesinin güzelliklerini tanımayan yurdum insanları ellerinden kayıp giden bu güzel memleketin nasıl farkına varsınlar.
Yurdumu satın almaya çalışan yabancılar ise ülkemizi daha iyi tanıyorlar. Biz devleti ana baba biliriz. Siz hiç kendi evinin güzelliklerini ele gösterip satan ana baba gördünüz mü? Gezi için araştırma çalışmalarımıza devam ettik. TODOSK’a giderek yetkililerle görüştük.