 |
blocks
blocks
|
| A.Nusret DOĞANAbuzer HAKLIAhmet Selçuk ACUNSALAli ŞAHİNAyşe ZERENCemile YURTCANCosta ZARİFİSDoğan ÇAKIREmine YAZGANFikret SARALGüler KARATAŞGülsen ERENOĞLUHandan ZORLUİnci ARIKANKadir GENÇKadriye ÖZENKemal YENERMelih SEÇKİN Melike GÜNERMelike KARACANMualla AKGÜLMuhlise ŞENAYMurat YILMAZMustafa OZANSOYMüge KAPTANOĞLUMümtaz SALİHOĞLUNasrullah DOĞANNeslihan ŞENERNesrin TÜRKCANNevra KURTOĞLUNilgün KIROĞLUNuran YENERNurten SARALNurten SERTOĞLUOktay ÇAĞLAROsman KARAHANOĞLUOya KARACAPerran KUTLUSalih KARACANSencer KUTLUSerap GÜNEYŞule PEKCANÜlker EREN |
|
|
blocks
|
| Şu an bu blokta bir sorun var. |
|
|
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
|
| Pazartesi | 5758 |
| Salı | 6522 |
| Çarşamba | 10042 |
| Perşembe | 6402 |
| Cuma | 4641 |
| Cumartesi | 2443 |
| Pazar | 6374 |
| Toplam: | 2271066 |
| En Çok: | 10040 |
|
|
|
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
|
 |
 |
|  |
 |
ULUS OLARAK KULAK VERELİM ARTIK !..
|
|
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
HAYIR'da HAYIR VAR DERLER !..
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
HABERLER ve SON MANŞETLER
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
UĞUR MUMCU AÇIKLIYOR BU İMAM HATİP MEZUNLARI NE OLACAK ! |  |
 |
|  |
story_page
 |
SEÇİLEN: Tayyip'in Ajanları Açığa Çıktı !.. - Rifat SERDAROĞLU |
 |
|
“Tayyip’in Ajanları” başlıklı yazımız olağanüstü ilgi gördü.
Türkiye’nin her tarafından yüzlerce telefon, e-posta ve yorum aldık.
Umarım herkes üzerine düşen mesajı almıştır ve gereğini yapar.
Bu günkü ilk ajan, kapatılan DTP’nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk’tür. Yalnız bu ajanın özelliği “iki taraflı” ajan olmasıdır. Hem Tayyip Bey’in, hem de Barzani’nin ajanıdır. Barzani’nin Ankara’da “Devlet Başkanı” gibi karşılandığı ziyaretin perde arkasını tam olarak bilmiyoruz. Fakat, Ankara ziyaretinin hemen arkasından, Mısır’a yapılan ziyaret ve o ziyarette Barzani’nin söyledikleri ile, Ahmet Türk’ün Barzani’yi ziyareti birleştirilince, ihanet daha açık olarak görülebiliyor.
Barzani 17 Temmuz’da Mısır Devlet televizyonunda ne demişti ?
Hatırlayalım;
“ 4 ülkede ki Kürtler, ‘Tek Devlet’ altında toplanmalıdır. Suriye- Türkiye-İran’dan toprak talebinde bulunabiliriz. Türk- Fars-Arap ulusları gibi Kürtler de kendi devletini kurmalıdır...” Bu açıklamadan 10 gün sonra, Ahmet Türk ve heyeti, Barzani’yi ziyaret etti ve Erbil’de düzenlenecek “Kürt Konferans’ının” planlaması yapıldı. Bu arada BDP Siirt MV Osman Özçelik; “Bir arada yaşamak istemiyorsanız, bizde artık fazla ısrarcı olmayacağız” diyerek, bölünmenin ilk adımını attı. Ayrıca BDP’nin, Erbil’de temsilcilik açması ve Erbil temsilciliğine de Ruşen Mahmutoğlu’nun atanması kararlaştırıldı.
Şimdi beraberce düşünelim;
Barzani, Mısır’da televizyona söyleyeceği bu çok önemli açıklamayı, kendisini “Devlet Başkanı” gibi karşılayan biraderi Tayyip Bey’den saklamış olabilir mi ? Ya da, T.C Devletinin Resmi Politikası dışına çıkarak, kendisini “Kürdistan Başkanı” diye nitelendiren, küçük kardeşi Davutoğlu’ndan gizlemiş olabilir mi ? Elbette hayır. Saklasa ve gizlese aradan geçen yaklaşık 14 gün boyunca bizim “gözleri fıldır, fıldır dönen” harika çocuğumuz Davutoğlu cevap vermez miydi? Ya da Ortadoğu’nun Civan Delikanlısı “Hop birader, sen kimden toprak istiyorsun, seninle böyle bir şey konuştuk mu? Alırım paçanı aşağı” demez miydi ?
Her şey açık olarak herkesin gözleri önünde cereyan ediyor ve varlığını Lâik Cumhuriyete borçlu olan bu ülkenin Cumhuriyet Başsavcısı, bu ülkenin özellikle Dışişleri Bakanlığı Bürokratları susup oturabiliyorlar!.. Hiç olmazsa çıkın, yalanlayın. Hiç mi sevmediniz bu vatanı ? Neye üzülüyorum biliyor musunuz; Bu ülkenin ekmeğini yiyip, bu ülke sayesinde adam yerine konan ihanet çetesinin mensupları, “Elvan Abeylegesse” kadar bu ülkeyi sevmiyorlar. Elvan, Avrupa şampiyonu olunca , şanlı Türk Bayrağını gururla taşırken, gözlerinin içi gülüyordu. Bunlar, Türk askerini de asla sevmezler.
(Devamı... | 9271 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 29.1) Gönderen: editor Tarih: 31.07.2010 Saat: 09:17 (252 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Sessiz Kalanlar !.. - Fikret SARAL |
 |
|
Bir zamanlar " ne oluyor TSK'da " diye kaygılandığımız zaman,
Bu günlerde sitelerde görünmeyen birisi,
Strateji uzmanı kesilirdi başımıza ...
Hep büyük harflerle ahkâm keserdi...
TSK mensubu olmanın verdiği bilgiçlik içerisinde ...
Ama gerçekler gözler önünde bütün çıplaklığı ile ...
Bu hazret yok şimdilerde sitelerde, sesi soluğu kesilmiş ...
Sanırım sessizliğe bürünüvermiş.
Ne dersiniz ?...
2002 yılından beri yaşadıklarımız karşısında duyulan kaygılar,
Artık son kertiğe geldi ...
Şimdilerde 35 nci madde işgüzârlığı ile,
CHP'de su taşır oldu AKP değirmenine ...
CHP sanırım halka " biz darbelerden yana değiliz... " imajı vermek çabasında ...
Ülke dört bir yandan kaşınan " iç çatışma " girdabında ...
Hâlen iktidar olanlar gerçekler karşısında muhalefet özellikle de Kemal Kılıçdaroğlu ile ucuz kasaba politikası diyaloğundalar.
Memlekette " Devlet Otoritesi " sarsılmış izlenimi verilmek istenirken,
Boy tartışma polemikleri ...
.....
Hezimetini görüp,
(Devamı... | 3735 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 23.8) Gönderen: editor Tarih: 31.07.2010 Saat: 01:32 (454 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Neden Geldik Musalla Taşına !.. - Mümtaz SALİHOĞLU |
 |
|
Sayın İskenderoğlu kardeşimizin dört bölümden oluşan yazısını okudum.
Pek çok altı çizilen husus benimde rahatsızlık duyduğum meseleleri içeriyor.
Ancak " Türkiye Cumhuriyeti Devleti " ni musalla taşına koyan asıl neden bunlar değil.
Yıllardan beri iktidar olmak, yönetimde söz sahibi olmak için kullanılan bir etken var ki; bu etken yadsınamaz. Bu etken asırlardan beri cehâlet içerisinde bırakılan Türk toplumunun dini duygularının " sokma akıl " ile oluşmuş olmasıdır.İslâm dinini yarım yamalak bilen yahut ta işine geldiği gibi yorumlayan, İslâmiyet'te olmamasına rağmen yaratılmağa çalışılan " ruhban sınıfı " benzeri ir takım çıkar odakları sayesinde " tarikat " ve " şeyh " " şıh " etekleri sayesinde İslâmiyet amacından saptırılmış ve bir çıkar ve rant aracı olmuştur.
İzlenen ve gözlenen bu tablo çerçevesinde,
Allah adına kandıranlar,
Din simsarları,
Ülkenin dört bir yanında " kol gezer " olmuştur.
Aslında bu " kol gezerlik " yeni değildir.
Anadolumuzda asırlardan beri süre gelmiştir.
Sürekli ikbâl ve ratları için uğraşanların hiç birisi bu çarpıklığa parmak basmamıştır.
Ulu önderimiz başımıza gelenlerin kaynağını tespit ettiğinden " anadil ile ibadet " ve " ana dil dile din eğitimi " başlatmıştır. Ancak O'nun aramızdan ayrılışı ile başlatılan ve bana göre asıl " aydınlanma hareketi " olan girişim noktalanmış. Kısa bir süre sonrada ardında kalanlar raflara kaldırılmıştır.O gün bu gün ülkemizde yaşananların hemen hemen tek kaynağı " dini cehâlet " olmuştur.
Bu yumuşak karın, içimizdekileri hep iktidarın yolunu açmıştır. İktidarı yakalayamayanlar ise bir yere tutunu vermişlerdir. Sayın İskenderoğlu, 11 nci cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında, henüz aday ismi kesinlik kazanmadan, olur verenler şimdi sağda ve solda ahkâm kesmekte ve hatta " timsah gözyaşları " dökmektedirler.
İşte o olur verenleri,
İşte " müslüman adamlardır yapmazlar " saplantısında olanların iktidara getirdikleri ülkenin bu hâle gelmesine neden oldular ise; asıl suçlu " iki kişiden biri " söylemine neden olanlardır. Onların bu görüşlere saplanmasının asıl nedeni ise " din cehâleti " değil de nedir ?..
(Devamı... | 5029 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 22.5) Gönderen: editor Tarih: 31.07.2010 Saat: 01:07 (467 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Aleminut Çareler !.. - A. Selçuk ACUNSAL |
 |
|
Sivrisineklerin ardından koşmayı terk etmeliyiz.
Bataklık " anafel " üretip duruyor.
Sinek savarlar elimizde " ha babam, de babam " haykırıp duruyoruz.
 Efendim darbeler askeri olmuş,
Efendim 35 nci madde darbelere yol açıyormuş.
Yok efendim artık söz seçmeninmiş ...
.....
Maalesef gerçeklerin altını çizmek cesaretini kimse gösteremiyor.
Çünkü gerçek " tu kaka "
Çünkü gerçeğin " iki ucu da b..lu değnek "
Efendim AKP 12 Eylül askeri darbesinin ürünü imiş ...
Efendim Kenan Evren " ... netekim " diyerek göz yummuş !..
Sorarım sizlere Mustafa Kemal döneminde " Serbest Halk Fırkası " neden kapatıldı.
.....
Efendiler,
Her gün sayfalar dolusu yazıp çizmeğe gerek yok !..
Kafamızı kaldırıp etrafımıza bir bakalım.
Hangi gelişmiş ve aydınlanma devrimini tamalmamış ülkede seksen küsur bin ibadet evi,
Buna karşılık altı bin küsur eğitim yuvası var ?..
Mustafa Kemal'in arzuladığı ülke bu mu ?..
.....
Bataklık duruyor orada ...
Bizler sivrisineklerin peşindeyiz.
(Devamı... | 5873 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.0) Gönderen: editor Tarih: 30.07.2010 Saat: 22:57 (521 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Suçluluk Telâşı !.. - Sacide ERÇETİN |
 |
|
Mantığın hâkim olmadığı, sürekli ölçüsüzlüğün hüküm sürdüğü dönemler de gün gelir biterler.
Havada kalan söylemlerle halkın sürekli gündeminde olup da halka hiç bir şey ifade etmeyen partiler veya başları dönen yöneticiler, yemekten şişenler, milli kaderimizi yabancı devletlerin veya birtakım merkezlerin iradelerine bağlayanlar gider yerlerine yeni dürüst yöneticiler gelir. Ruh derinliklerinde yatan nice nice kompleksler iyice açığa çıkmıştır, gasp edilen haklar, üstüne oturulan özgürlüklerin artık millete teslim edilmesinin zamanı geldi de geçiyor.
Partiler gelir, partiler gider.
Şu anda bulunduğu konumu koruma telaşına düşen bazı kimseler çıkabilir.
Yarın kim kimin dostu, kim kimin düşmanı olacak veya vaktiyle övgü dolu sözler yerini sövgü dolu sözlere mi bırakacak yoksa mamaya göre hemen fikirlerimi değişecekler bunu zamanla göreceğiz. Dünün ortaya attığı, bugünün tartıştığı, yarının teraziye koyacağı bir dönemin geride kalması için, bugün o terazinin kefelerinin çok doğru tartılması gerekiyor, bu da yurttaşlara düşüyor.
Suçluluk telaşı içinde olanların daha çok hatalar yapmamaları için kimilerinin veda nutkunu şimdiden hazırlamaları gerekiyor.
Zaman zaman iktidarlar yorulur sürelerini tamamlarlar bu süre zarfında halkı da yorar ve üzerler. İktidar yorgunu halk yorulanları dinlendirmelidir.
Artık söz seçmenindir.
Yeni seçim arifesi veya referandum süreci yaklaşırken, oy pusulalarını dahi okuyamayan halkla, yapılan hilelerle, kandırılan seçmenle, savrulan oy pusulaları, sönen ışıklarla, ahırlarda sayılan ineklerle, olmayan boş binalarda yazılan insanlarla, birdenbire ortaya çıkan sonra kaybolan 6 milyon seçmenlerle bu iş nasıl olacak ? Şimdiden yetkililerin işi sıkı tutmaları gerekiyor. CHP İstanbul’da sandık koruma ordusu oluşturduğuna dair bir haber okudum çok da beğendim dilerim diğer illerimize de diğer partilere de örnek olur.
Halk ruhunda birikmiş bazı dertler çoktan olgunlaştı taşmaya başladı,
Bugün İnegöl, Hatay yarın bir başka ilimiz bu öfke seline kapılacak. İşte emperyalizmin de tam istediği bu.
Tüm bunları durdurması gerekenler mücadelelerini suçludan yana değil de suçsuzdan yana kullanıyor. Her bulduğunu susturarak,
(Devamı... | 5049 byte kaldı | 4 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.1) Gönderen: editor Tarih: 30.07.2010 Saat: 22:21 (563 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Erdoğan'ın Koruma Zırhı 3 Kat Kalın !.. - Mahiye MORGÜL |
 |
|
Başbakan Tayyip Erdoğan, kendine özel dokunulmazlık zırhı bir Anayasa yaptı.
Bir de bizden onay istiyor.
Kenan Evren sayesinde iktidar yolu açılmış olan bir siyasi akımın içinde yetişmiş olan Tayyip Erdoğan samimi değildir.
O NATO darbesinin çocuğudur.
Ben ve eşim, çocuklarım, akrabalarım, o darbeden ne acılar çektik.
Kendisi ne çekmiş acaba ?
Eğitimciler iyi anımsar kendilerine neler yapıldığını. Piyasacı NATO darbesiydi o.
Devlet okullarını eritmeye o zaman başladılar.
Hem öğretmenlere, hem öğretmen yetiştirme sistemine, hem de ders müfredatlarına ilk müdahale o zaman yapıldı.
Öğretmenleri 1402 diye bir maddeyle görevden uzaklaştırıp açıkta bırakmaya, dershane açmaya, üç kuruşa piyasada çalışmaya, tencere satmaya iterken, sıkıyönetim emriyle il dışına sürgün ederken, aileleri parçalarken, sudan bahanelerle meslekten ihraç ederken, bir yandan özel okul açmaya teşvik yasaları çıkartıldı. Darbeden önce, “Herkese eşit parasız eğitim” vardı, 1968 müfredatı uygulanıyordu, eğitim kamucu gücünü 1961 Anayasasından alıyordu. Bir tür, 1961 Anayasasını ortadan kaldırmak üzere yapıldı Evren darbesi. Erdoğan Evren’den arta kalan işleri tamamlıyor.
Evren, devlet okullarına rakip özel okul furyası getirdi.
Şimdi artık dersler tek tek piyasaya veriliyor. Erdoğan sayesinde, 2005’de Amerikancı içi boş ders kitaplarına, 2010’da da ders başına piyasaya indi eğitim. Yani herkese eşit parasız kamucu eğitimden adım adım piyasacı eğitime, özetle “parası kadar eğitim”e indirildik. Eğitimci gözüyle bakarsak, Türk Milli Eğitiminde 1981 Ara darbedir (NATO’cu Evren eliyle), 2005 Ana darbedir ( NATO Eşbaşkanı Erdoğan eliyle ), 2010 KESİN SONUÇ darbesidir.
Şimdi bu ucube anayasaya evet dersek, kamucu eğitime geri dönecek miyiz ?
Eğer evet dersek, kamucu eğitime dönebilmek için artık bir devrim gerekecektir !
Anımsayalım; Evren, Milli Eğitim Bakanlığının öğretmen yetiştirme görevini YÖK’e devretmişti.
(Devamı... | 9644 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.8) Gönderen: editor Tarih: 30.07.2010 Saat: 22:15 (571 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Kahramanları İntihar Eden Bir Ordu !.. - Ali ERALP |
 |
|
KAHRAMANLARI İNTİHAR EDEN BİR ORDU VATAN SAVUNMASI YAPABİLİR Mİ ?
“Yakalama” emri çıkarılan subayların çoğu görev başında bugün.
İçlerinde Başbakana brifing sunan paşalar bile var…
“ Darbeci, çeteci” denilerek, kendilerine en ağır suçlamalarda bulunulan komutanlarımız birliklerini yönetmeye devam ediyorlar… Buyrukları altında yüzlerce subay, astsubay, binlerce er, erbaş hâlâ eğitim görüyor. Vatanı, bayrağı, hudutları bekliyorlar… Dağlarda PKK’lı kovalıyorlar. Vatan savunması yapıyorlar. Şehit düşüyorlar..
Sormak gerekmez mi şimdi:
İhanet içerisinde olan darbeci subayların, sınırlarda, mevzilerde, dağlarda ne işi var ?.. Niçin hala teröristlere karşı dişe diş bir mücadele yürütüyorlar. Ne diye canlarını tehlikeye atıyorlar ?.. Niçin Fethullah Gülen gibi yaşamlarını Amerika’da sürdürmüyorlar ? Niçin kaçıp gitmiyorlar ? Ne “yakalanma”, ne tutuklanma, ne de gözaltı sorunları yaşarlardı o zaman. Günlerini gün ederlerdi.
Yine sormak gerekmez mi ?
Neden “yakalama” emri çıkarılan bir komutan siperlerde Başbakana, Genel Kurmay Başkanına brifing veriyor, yani bilgilendirme toplantısı yapıyor ? Neden İçişleri bakanı, şehit cenazesinde “Balyoz Davası sanığı” bir korgeneralle bir araya geliyor ve “Ne yaparsanız yapın, bitirin bu terörü…” diyerek, adeta yalvarırcasına, bir “darbeci (!) general”den kendilerine yardımcı olmasını istiyor ?
Komutansız ordu olur mu ?
Komutansız bir ordu terörü ve teröristi bitirebilir mi ?
Subayları dört duvar arasına atılan bir ordu, vatan savunması yapabilir mi ?
Sen önce “çeteci, darbeci” suçlamaları ile komutanlara “yakalama emri” çıkaracak, onları gözaltına alacaksın. Sonra da “git bu vatanı koru” diyeceksin. Bir ülkeyi komutansız, ordusuz bırakırsan, elbette dağdan inen üç beş çapulcu serseri de elini kolunu sallayarak gelir, gün ortasında, kentin merkezinde seni vurur, askerini, polisini şehit eder. Sonra da nasıl geldiyse öylece elini kolunu sallayarak çekip gider.
Bu koşullarda bitmez bu terör…
Bitirilemez. Hele bir de bu ihanet çetesinin arkasında ABD, İsrail varsa, Barzani, Talabani varsa…
(Devamı... | 12195 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.3) Gönderen: editor Tarih: 30.07.2010 Saat: 22:05 (579 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Referandumdan Sorumlu Başbakan !.. - Rifat SERDAROĞLU |
 |
|
Her gün alçakça kurulan mayınlı tuzaklar, askerimizi, polisimizi ya şehit ediyor, ya da sakat bırakıyor. PKK terör örgütü can almaya devam ediyor. Şehitlerimizden haberimiz oluyor, hiç olmazsa adını- memleketini öğreniyoruz, arkalarından Fatihalarımızı, dualarımızı gözyaşlarıyla gönderiyoruz. Fakat, yaralılarımızdan hiç haber alamıyoruz. Ayağını, gözlerini kaybeden, sakat kalan bu kahramanlarımız ne yaparlar, Türk Milleti olarak bu çocuklarımıza nasıl destek olabiliriz ?
İnegöl’de üç-beş kendini bilmez sapık yüzünden insanlarımızın birbirine girmesine ramak kalıyor, dükkanlar-araçlar yakılıyor evler taşlanıyor. Suriye üzerinden Amanos dağlarını yolgeçen hanına çeviren örgüt, Hatay’ın Dörtyol İlçesinde devriye görevi yapmakta olan dört polisimizi şehit ediyor. Galeyana gelen halk, asker gücü kullanılarak durdurulabiliyor. BDP binaları ateşe veriliyor. Ülkenin her yerinde aklı başında kişiler diken üstündeler.
Olayları tahrik edip, insanımızı birbirine kırdırmak isteyen, PKK Terör örgütünün siyasi temsilcisi BDP yetkilileri Hatay-Dörtyol’da “Devlet Yok” biz oraya gideceğiz, beyanı üzerine, BDP’lilerin, Dörtyol’a girişleri yasaklandı. Terörle mücadele için dağlarda canını ortaya koyup, bu uyuşturucu ve insan kaçakçısı bebek katilleri ile mücadele eden Türk Silahlı Kuvvetlerinin Generalleri, hem karşıdan gelen hainlerin kurşunlarıyla, hem de arkalarından koşan “Yakalama Emirleri” ile uğraşıyorlar.
Kürtçü-Bölücü bir siyasetçiye, bir fiske değse dinci-bölücü-damat basını ayağa kalkar. Garip Mehmetçik, zavallı Polis hedef tahtası olmuşlar, kimin umurunda. Ana-babalarından başka ağlayanları yok. AKP Hükümetinin hiçbir hesabında yok bu vatan evlatları… Tarikat-Cemaat-Damat-Yandaş-Besleme basın gemi iyice azıya almış, devlet düşmanlarını alkışlarken, Türk Devleti için can veren insanları karalamaya çalışıyor. Bunların yaptığı alçaklık, insanlara şimdiye kadar indirilen hiçbir kitapta yazmaz. Şeytan bunları görünce, dokuz memleket öteye kaçar.
Türkiye’deki işsizlik tavan yapmış, her 5 gençten 3’ü işsiz. Köylü icra takibinde, esnaf siftahsız kepenk kapatıyor, emekli perişan.
Büyüme durmuş, her şey yerinde sayıyor. Geleceğe dönük umutlar azalmış. İnsanlar ileriyi göremediklerinden harcama yapmaktan korkar olmuşlar. Türk insanının büyük bir kısmı borç batağına saplanmış durumda. Tüm bunların sorumlusu sekiz yıldır iktidarda bulunan, “Yahudi Cesaret Madalyası sahibi” , “Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı” , “Berlusconi’nin Biraderi”, yabancı basına göre, “dünyanın 8. Zengini”, “Gazze Fatihi”, “Davos Kahramanı” , “Emanet Madalyalı” , “Kasımpaşalı Delikanlı” neler yapıyor ?
Kendisinden herhangi bir açıklama, kamuoyunu sakinleştirecek bir beyanat duydunuz mu ?
(Devamı... | 10288 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 23.2) Gönderen: editor Tarih: 30.07.2010 Saat: 04:31 (696 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Türkiye Cumhuriyeti Musalla Taşında ! (4) - Zafer İSKENDEROĞLU |
 |
|
AKP ihanet hükümetinin halka dayattığı anayasa değişiklikleri referandumu kendilerince diri diri musalla taşına yatırdıkları cumhuriyetimizin selasıdır. Aç, sefil bıraktıkları, iliğine kadar sömürüp başörtüsü ile gözlerini bağladıkları halka “ Evet” gömün şu cumhuriyeti dedirtmek istiyorlar.
“Cumhuriyetin sonunun geldiğini” yalı çapkın Gül 28 Kasım 1995 de avazı çıktığı kadar bağıra bağıra ilan etmişti. Hocası “ Değişimin Kanlı mı, kansız mı olacak “ tartışmasını ezelinde başlatmıştı. O değişim bugün köşkü işgal eden Gül’ün “Sessiz devrim” deyişiyle aynıdır.
Başbakan çoktan camilerin kubbelerini miğfer yaptı, minarelerini süngü yaparak kefeni giydi cumhuriyetle harbe girişti.
Kansız bir şekilde yürütmeyi ele geçirip halkı sağmal inek gibi sağdılar, güç oldular, mahiyetindeki tüm kurumlardaki memurları tarikat devşirmesi, risale maymunu memurlarla doldurdular. Kendilerine karşı gelecek, görevlerini aksatacak, yargı ve orduyu da analarında emdikleri sütü burunlarından getirdiler.
Şimdi bu son referandumla, önce suçlarından arınacaklar, sonra kalan varlıklarımızı satmayı sürdürecekler, akabinde arzuladıkları sistemi kuracaklardır.
Kendilerine göre devrim, bize göre irtica eylemi, ortaçağ karanlığına ricattır, manda olarak emperyalistlerin boyunduruğunda yaşam bulmaktır tüm yapacakları. Önce hürriyetlerimizden yoksun bırakacaklar, sonra bela olan PKK terör örgütüne istediklerini verip vatan bölerek ellerinden kalan toprak parçasında tiranlıklarını ilan edip güya İslam âleminin yeni, kutlu halifesi olacaklar ! BOP projesine harfiyen uyacaklar, o yeni Sevr haritasında ne çizilmiş ise uygulamaya geçirecekler.
Bu zavallılar için sadece karınları doysun, altlarında kendilerini yarı Tanrı sanacak makamları olsun, varsın vatanın sahibi, Avrupa, Amerika olsun. Manda olarak yaşamakta başka bir hazki şimdiden sınırlarımıza NATO işgal güçlerini, Amerikan işgallerinin lojistik kurumu BM’ çağırıyorlar. Çekiç güç 91’ lerde sınıra konuşlandı, Irak parçalandı, Barzani alçağına bir devlet hediye edildi. 1.5 milyon Irak halkının kanları üzerine Davutoğlu’nun kardeşi Barzani devlet sahibi, güç sahibi işgal güçleri sayesinde. Yine hain Talabani kan, ceset üzerinden yürüyerek Irak başkanlık koltuğunda sefa sürmektedir.
Bu iki artıkçı hainin karakteri ile NATO’yu, BM acizlik, içerisinde göreve çağıranların karakteri aynı. Ölümlerden, parçalanmalardan, kandan, gözyaşından ve bunları ortaya koyan işgalci Amerika’dan medet umuyorlar. Irak’ın bölünmüşlüğü, Barzani şerefsizinin bölgesi karlı yatırım alanları, iş kotarılacak bakir bölge. Bekâretini bozmakta aç gözlü iktidarın finansörü işadamlarının görevi. O zaman Barzani hainine ses edilmeyecek, ilan etmeye çalıştığı Kürt devleti en önce tanınacak !
Böylede oluyor, Fettullah dahil para, çıkar uğruna vatanlarından, ulusal çıkarlarımızdan vazgeçenler Kuzey Irakta yatırım yaptılar. Bunlar beka uğruna vazgeçilecek şeyler mi ? Hani sorunları biz çözemesek başkaları gelir çözermiş ya, yalıçapkını diyor ben demiyorum. İşte o başkaları işgalci, katil Amerikalılar, İngilizlerden ve NATO güçlerinden başka değildir. Nede silikler, güçsüz ve hürriyetlerinden vazgeçmeye amadeler !
(Devamı... | 14840 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.1) Gönderen: editor Tarih: 30.07.2010 Saat: 00:13 (730 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Referandum Propagandasında Yöntem Hatası !.. - Gündüz AKGÜL |
 |
|
Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi hakkındaki 5982 sayılı yasanın halkoyuna (referanduma) sunulması nedeniyle, muhalefet partileri tarafından yapılan propaganda yönteminde büyük hatalar yapılmaktadır. Her zaman gündemi belirlemede büyük beceri! Sahibi olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yine ayni taktikle gündemi belirlemeye çalışmakta ve bunu büyük oranda başarmış bulunmaktadır.

Bu halk oylaması, laik Cumhuriyetin geleceği açısından büyük önem taşımakta ise de AKP’yi iktidardan indirmemektedir.
Önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerde AKP’nin elinden iktidarı almak için mutlaka halk oylamasının “HAYIR” olarak çıkması gerekmektedir.
Bunun için öncelikle propagandanın doğru yapılması, bu değişikliğin ne getirip, ne götüreceği halka iyice anlatılması kaçınılmaz koşuldur.
Çok yazılıp, tartışıldı. Bu değişikliğin temel amacı, iktidarın elinde bulunun yasama ve yürütmenin yanına, bağımsız yargıyı (bağımsız denebiliyorsa) da yürütmenin emrine alarak demokrasinin olmazsa olmazı olan güçler ayrılığını yok ederek, tüm yetkiyi iktidara, dolayısıyla Başbakanın emrine vermektir.
İktidar partisi daha şimdiden devletin bütün olanaklarını kullanıp tesis açılışı kılıfı ile ülkeyi dolaşarak, bu değişikliğin 12 Eylül faşist darbesinden hesap sormak amacını taşıdığını, muhalefet partilerinin bu değişikliğe hayır demekle, 12 Eylül rejiminin koruyuculuğunu yaptığını söyleyerek yurttaşların kafasını bulandırmaktadır.
Başbakan, muhalefet partilerinin anayasa değişikliğini gereği gibi yurttaşlara anlatmasını engellemek için yaptığı polemiklerle (söz dalaşı), muhalefet parti sözcülerini kendi alanına çekmek istemektedir. Çok emin olarak diyorum ki yurttaşların çoğu, ne için oy kullandığını tam bilmemekte, kimin propagandasına inanırsa ona göre oy kullanmayı uygun görmektedir.
Bu nedenle;
Muhalefet partilerinin propaganda da takip etmesi gereken yöntem şöyle olmalıdır;
-Öncelikle bu değişikliğin Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek kurulunun yeniden yapılandırılarak yargının, yürütmenin emrine alınmak istendiği ve yandaş yargı oluşturularak, gelecekte yüce divanda hesap sorulduğunda kendilerini garantiye almalarını amaçladıkları, diğer maddelerin garnitür maddeler olduğu açıkça anlatılmalıdır.
-Değişiklikle Avrupa normlarını uyulduğu söyleminin de gerçekle ilgisinin bulunmadığı, Avrupa normlarına göre Adalet Bakanı ve Müsteşarının Kurulda yeri olamadığı, Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulmamasının anti demokratlığı yurttaşlara söylenmelidir.
(Devamı... | 9342 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.7) Gönderen: editor Tarih: 30.07.2010 Saat: 00:03 (721 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: 11 Eylül'dan 12 Eylül'e ... - Sabahattin TALU |
 |
|
11 EYLÜL’DEN 12 EYLÜL’E, YÜZDE 8’DEN YÜZDE 95’E ...
Terör, günlük yaşamın kanıksanmış bir parçası haline gelmişti.
Genç kesimde siyasetle ilgilenmeyen neredeyse kimse kalmamıştı.
İlgilenmeyenlere “lümpen” deniyor, adam yerine bile konulmuyor, hatta hakaret ediliyordu.
Ortaokullara kadar girmişti siyaset ve çatışma. Bazılarının bellerinde tabanca bile vardı. Gençlik, sağcı ve solcu olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Sağcılar da kendi aralarında “Ülkücü” ve “Akıncı” olarak ikiye, solcular Leninci ve Maocu ( SSCB ve Çin ) olarak fraksiyon anlamında neredeyse 40’a bölünmüştü. Sadece sağ-sol çatışmıyor, sağcılar ve solcular zaman zaman kendi aralarında dahi çatışıyorlardı.
Sadece gençler bölünmemişti.
Bu çatışma ortamına Devlet’in güvenlik güçleri de katılmıştı.
Sağcı polisler “POLBİR” adlı dernek, solcu polisler de “POLDER” adlı dernek bünyesinde örgütlenmişlerdi.
Sağcı polisler solcuların, solcu polisler sağcıların peşindeydi.
Hatta zaman zaman gençlik gruplarıyla birlikte hareket ediyor, karşı gruplarla çatışmalara giriyorlardı.
Sokaklar, mahalleler, ikiye, üçe, beşe bölünmüştü, kurtarılmış bölgeler ilan edilmişti. Bir sokaktan diğerine kolay kolay geçilemiyordu. Şehirler bile sağcı veya solcu olarak görülüyor, insanlar memleketlerine göre değerlendiriliyordu. Kıyafetler ve renkleri, görüşleri temsil ediyordu, siyah giyenler ülkücü, haki yeşil veya kahverengi giyenler solcuydu. Bıyık bırakma şekilleri insanları ele veriyordu. Hiç unutmam bir arkadaşım evi ile okulu arasında rahat gidip gelebilmek için bıyıklarını şekilden şekile sokuyordu.
Eğitim neredeyse bitmişti. Çünkü hemen hemen hergün bir boykot vardı. “Falanca yoldaşımızın anısına bugün ders yok, derse hemen son verin” denildiğinde koskoca Profesör pılısını pırtısını toplayıp kaçarcasına sınıfı terk ediyordu. Örgütlü öğrenciler genellikle zaten yapılamayan derslere hiç girmezlerdi, kantin köşelerinde toplanır, o gün ne yapacaklarına karar verirlerdi.
Fabrikalar da öyleydi, genelde boykot hali vardı.
(Devamı... | 7537 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.0) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 22:26 (812 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Erol Sarıal'ın Açıklaması Üzerine !.. - Yüksel CAVLAK |
 |
|
ADD GYK üyesi Erol Sarıal`ın açıklaması üzerine veya yeni genelge ...
Ankara ADD genel merkezinin yaptığı bir duyurada, 12 Eylül halk oylamasında ADD şubelerinin tarafsız kalmaları söylenmişti. Derneklerden ve bazı yazarlardan gelen tepki üzerine, genel merkez ikinci bir duyuru yapma ihtiyacını duymuş ve şöyle diyor duyuruda
:“ Buna göre; Atatürkçü Düşünce Derneği Merkez ve Şubeleri Dernek adını kullanarak, 63. maddede yazılı yasak faaliyetlerde bulunamazlar. Derneğin imkanlarını bir siyasi partinin düzenlediği miting, açık hava, kapalı salon toplantısına seferber edemezler. Anayasa Değişikliğinin Halkoyuna sunulacağı bu dönemde kuşkusuz Atatürkçü Düşünce Derneği, toplumu Atatürkçü düşüncenin ilkeleri doğrultusunda aydınlatmaya devam edecektir. Etmektedir. Buna engel yoktur...“
Hiç kimse şimdiye kadar ADD şubelerinden böyle bir etkinlik beklemedi, beklemiyor da.
İstenilen tek şey, bu halk oylamasında tarafsız kalmamasıdır.
Ankara genel merkezin aldığı son kararda da bu var zaten.
Peki o zaman neden birinci duyuruda bu konuya değinilmedi de, „tarafsız kalın“ dendi ?
Olmadı işte !..
Gelen tepkilerden anladırlar ki, duyuruda bir yanlışlık yapıldı.
Gelelim ADD GYK üyesi Erol Sarıal`ın açıklamasına; açıklamasını özetlersek:
1-„ Atatürkçü Düşünce Derneği, en zor koşullarda, yönetsel görev üstlenmiş önderlerine karşı tutuklamaların sürdüğü bir dönemde bile yılgınlığa ve ürküye kapılmamış; ülke düzeyinde sefere çıkarak örgütsel dinamizmi en üst düzeye çıkarmış, ülkemizde aynı eksende birçok örgüt dağılma ve çöküş sürecine girerken nicel ve nitel olarak süreçten büyüyerek çıkmayı başarmıştır. 2010 Haziran ayında tarihinin en yüksek katılımlı ve coşkulu Genel Kurulunu yüksek moralle gerçekleştirmiştir. Yeni ve çok önemli bir sürecin ortasında çalışmalarını sürdürmektedir...“
2-„ ADD, yalnızca üyelerine karşı sorumlu bir örgütsel yapının adı değildir“
(Devamı... | 6851 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.4) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 22:11 (809 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Ahmet Kaya, Nevzat Çelik Telif Hakkı ... - Salim KOÇAK |
 |
|
Nevzat Çelik’in özellikle Müebbet Türküsü adlı şiir kitabı benim favori kitaplarımdan biri olmuştur.
Taa 15-20 yıl önce ve eşimle birlikte Olimpos kumsalında bile okurduk oradaki şiirleri..
Okur okur, acılı dizeler içindeki güçlüklere direnmenin püf noktalarını kavramaya çalışırdık birlikte.
Hayatın zorlukları karşısındaki direnme azim ve gücümüzü beslerdi o kitaptaki şiirler.
Bugün de zaman zaman alır, okuruz o büyük direncin destanını.
Şükrü Küçükşahin’in bugünkü Hürriyet’teki köşesinde okudum.
Biliyor musunuz; Şafak Türküsü’nün da şairi olan Nevzat Çelik, Ahmet Kaya tarafından bestelenen şiirlerinden sadece ve sadece 400-500 lira kadar bir telif ücreti almış. Yani hiçbir şey almamış. Evet, milyonlarca satan albümün telif ücretini ödemesi gereken müzik eviymiş ama, ödenmediğini Ahmet Kaya’nın bilmemesi mümkün müydü ?.. Dolayısıyla da isteseydi elbette gereğini yaptırtabilirdi.
Yapmıyor mu, o müzik eviyle çalışmaz, olur biterdi.
Bekler miydiniz böyle bir şeyi Ahmet Kaya’dan.
Doğrusu, ben hiç ummazdım.
Ama mirasçıları telâfi edebilir herhalde bunu.
Etmelidirler.
Lütfen, bir açık çağrı saysınlar bu satırları ve yapsınlar gereğini.
Versinler Nevzat Çelik’in hakkını.
Hak, adalet ve insanlık kaygısının, ideolojilerden önce gelmesi gerektiği bu örnekle bir kez daha anlaşılmış olmuyor mu ?..
Haaa, yanlış anlaşılmaması için hemen söyleyeyim :
Nevzat Çelik’in ne dostuyum, ne arkadaşı.
Kendisiyle tanışma onuruna dahi ermiş değilim.
Salim KOÇAK
Gazeteci-Yazar
29 Temmuz 2010
Not : Söz konusu yazıyı merak edenler için : http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/15439994.asp?hid=15446589
(yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.9) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 21:58 (814 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: ADD Genel Başkanlığına !.. Prof. Dr. Ahmet SALTIK |
 |
|
12 Eylül 2010'da yapılacak Anayasa değişiklikleri referandumunda ADD'nin kurumsal olarak bir tutum benimseyememesi ve eylemli girişim içinde olamaması kabul edilemez.
ADD kurucularından Sn. Prof.Dr. Mustafa ALTINTAŞ'ın itirazına büyük ölçüde katılmaktayım.
" Kamu yararına dernek" olmak, yapıp edeceklerinin " iktidar tarafından vesayet altına alınması" demek değildir.

Dernekler Yasası ve demokratik özgürlükler kapsamında, iktidarın kimi uygulamalarının -örneğimizde Anayasa değişikliklerinin- kamu yararına olmadığını söyleyerek halkı uyarması tam da kamu yararına hizmet demek olabilir. İktidarların her yaptıklarının kamu yararına olduğunu varsaymak, ancak totaliter rejimlerde, faşizmde, teokrasilerde olabilir.
1982 Anayasası'nın "A. Dernek kurma hürriyeti" yan başlığı altındaki maddesi aşağıdadır :
MADDE 33. – (Değişik: 23.7.1995-4121/2 md.; 3.10.2001-4709/12 md.)
......
Dernek kurma hürriyeti ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hürriyetlerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir.
....
Dernek kurma özgürlüğünü sınırlama gerekçeleri Anayasada bellidir. Bu sınırlar aynı zamanda derneklerin etkinliklerinin de anayasal çerçevesidir. Md. 33'te yazılan gerekçeler dışında dernek etkinlikerinin sınırlandırılmış olduğu yorumu yapılamaz. "Kamu yararına dernek olma statüsü", anayasal özgürlük kapsamında etkinlikler yerine getirilirken kamunun engeliyle değil, kamunun koruması ile buluşmak demektir.
298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında yasanın ADD Genel Merkezince gerekçe gösterilen ilgili 62. maddesinin, Dernek kurma ve bu çatı altında çalışma özgürlüğü sağlayan uluslararası anlaşma ve sözleşmeler karşısında geçerliği yoktur. Anayasanın 90. md. si son fıkrası bağlamında dernek kurma ve örgütlenme özgürlüğü, temel insan hak ve özgürlükleri bağlamında, AB'ye uyum süreçlerinde TBMM tarafından usulüne uygun olarak (bir yasa ile) benimsenen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Madde 3 : Serbest seçim hakkı: Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak koşullar içinde ... yapmayı yükümlenirler.) ve AİHM’nin yargı yetkisini tanıyan pek çok düzenleme ile üstün iç hukuk normu olmuşlardır. Kuşku yok, referandum da seçimlerle aynı kapsamdadır.
(Devamı... | 6093 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.0) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 20:53 (848 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Rahatladınız Mı ?.. - Osman KARAHANOĞLU |
 |
|
Marmaris'in dahi ressamı eskizi sonunda,
Ortaya çıkan tablo ...
Ülkenin bölünme noktasına geldiği şu günlerde,
 Derin uykuda olan halk,
Yıllar önce yutturulan afyon ve " Tekbir " getirmekten mutlu olan zavallılar ...
Yaşanan gerçekler ...
Yakın bir gelecekte, tıpkı Anadolu Selçuklu Devleti'nin parçalanmasına benzer bir tablo ...
O günlerde beylikler haline getirilen Anadolu ...
Bu gün eyaletler haline dönüştürülmek isteniyor.
Hâlen dindarlar, laikler yahut ta dinsizler kavramları ile gemilerini yüzdürmeğe çalışanlar...
Gidişatın kamuflâjı için ortaya atılan,
Sahte gündem ve tartışmalar ...
35 nci madde,
Dubai Antlaşması ...
İçimizdeki işbirlikçilerin olaylara müdahalesi ...
Yalan, hile ve her türlü pislik ...
(Devamı... | 4486 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.1) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 03:05 (886 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: İkinci Perde Açıldı !.. - Rifat SERDAROĞLU |
 |
|
Türkiye, 1980 li yıllardan bu yana dış destekli PKK terörü ile mücadele ediyor.
1980 öncesinde Suriye, PKK terör örgütünün liderini yıllarca başkenti Şam’da ağırladı.
Terör örgütü militanlarına kamp yeri, eğitim yeri, mühimmat, her türlü lojistik destek verdi.
Bunda, dün yazdığımız gibi, Türkiye’nin belini doğrultmaması için bazı önemli Avrupa ülkelerinin ve bazı Arap ülkelerinin de rolü tartışılmazdı. Suriye; batı ve arap ülkelerinin ve Rusya’nın taşeronluğunu yaparken, esas amacı olan “Güney Doğu Anadolu Projesini” (GAP) ve 7 Küpeli Gelin’i ( Dicle-Fırat üzerine yapılan 7 baraja,Sn Demirel’in verdiği isim.Bu barajlar tamamlandı ) engellemek ve su kaynaklarının kontrolünün Türkiye’nin eline geçmesine mani olmak istiyordu.
Batı ve Arap ülkeleri de, GAP’ın finansmanı için tek dolarlık kredi almamızın önünü her defasında kestiler. Zamanın çilekeş devlet adamları, özellikle Sayın Demirel, bir taraftan yokluk, fakirlik, yatırımsızlıklarla uğraşırken, ülkenin kıt kaynaklarını gözlerini kırpmadan, ülkede enflasyonun artması ve seçmen tarafından cezalandırılmayı göze alarak bu projeye yatırdılar. İçerden, ömründe bakkal dükkanı işletmemiş, ülkeye tek çivi çakmamış hayal aleminde yaşayan sözde sosyal demokratlar, dışarıdan ülkenin kalkınmasını istemeyen emperyalist devletlerin her türlü oyununa rağmen, Türkiye 1980 yıllarına kadar, yıllık %5 Enflasyon, yıllık %7 Kalkınma hızını yakalamayı başardı.
Baktılar ki Türkiye tüm engellemelere rağmen dik duruyor ve kalkınmaya devam ediyor, o zaman büyük patron ( Big Boss-ABD ) devreye girdi. Ressam bozuntusu Kenan Evren ve arkadaşlarını ikna etmek çok kolaydı. 11 Eylül’e kadar 5.000 ( beş bin ) gencimizin ölümüne sebep olan terör, bir günde bıçakla kesilir gibi bitivermişti. 12 Eylül 1980 darbesi yapılmış, maksat elde edilince, terör de bitmişti.12 Eylül 1980’den bu güne Türkiye terör sebebiyle 40 binden fazla insanını ve tüm milleti sıkıntıdan kurtaracak büyüklükte bir ekonomik değerini kaybetti. Hala da kaybetmeye devam ediyor. Türk Milleti tüm provokasyonlara göğüs gerdi. Terörist ile sade Kürt kökenli vatandaşı birbirinden ayırmasını bildi. Çünkü bu millet gerçekten büyük millettir. Büyük bir imparatorluğun mirasçısıdır. Bir imparatorluk hoşgörüsüne sahiptir.
Çeşitli etnik gruplar, değişik inanç sahipleriyle bir arada yaşama kültürünü özümsemiştir.
Ancak daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, Türkiye üzerinde oynanan oyun artık tamamen dış güçlerin elindedir.
Maalesef baştan bunlarla işbirliği içinde olan AKP ipi elinden kaçırmıştır. Bunlar, oyunun ikinci perdesini, İnegöl’de açtılar. Bir başka perde, Hatay-Dörtyol’da idi. Evvelki gün Erzurum’a gece karanlığında adeta bayram kutlaması gibi kornalarla, bayraklarla konvoy halinde giren BDP Genel Başkanının başlattığı provokasyon, Erzurumlunun sağduyusu ile gerçekleşmedi. Erzurum’a büyük şamata ile giren BDP Başkanı, ertesi gün adliyenin arka kapısından çıkarak, şehri kaçar gibi terk etti. Belki Dörtyol’daki olayların boyutundan korktu. Korkulmayacak gibi değil !..
(Devamı... | 9256 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.9) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 02:43 (886 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Sevgili okurlar,
Ne kadar beceriksiz yurtseverleriz.
Bir türlü ben saplantısından kurtulamadık.
Saplantılar hep sırtımızda birer kambur ...
Olayları izlemek için Ulusal Kanal Televizyon Gazetesi Programı'na izleyici olduk.
Ekranda Halil Nebiler yok !..
Ekranda bir bayan iki sözcük üçüncüsü " eeeee "
(Devamı... | 3373 byte kaldı | 7 yorum | DELİ BALTA | Puan: 25.7) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 01:51 (887 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Bu Halkla Nasıl !.. - A.Nusret DOĞAN |
 |
|
Sevgili okurlar,
Hepimiz demokrasi ve demokrasilerin vaz geçilmez gücü halk ile içine düşürüldüğümüz durumdan çıkmak istiyoruz.
Ama nasıl ?
Ama hangi halk ile ?
Ama hangi siyasetçiler ile ?..
.....
Kimi dostlar halk eğitimsiz,
Halk bilinçsiz, kültürsüz gibi söylemlerle öne çıkıyorlar.
Ve güya kendilerince fikir ürettiklerini sanıyorlar.
Böylecede aydınlar rafında bağdaş kuruyorlar !..
Evet eğitim, eğitim yine eğitim ...
Bilidiği gibi insanın ilk eğitimi ana kucağında başlıyor.
Ana kucağında başlayan eğitimin sağlam temeller ile başlayabilmesi için analar önemli rol üstlenirler toplumda ... Ancak bu analar, çocukluklarından beri kendilerine dayatılan çarpıklıkların esiri olmuşlar ise işte o zaman kucaklarına aldıkları yavrularında eğitimi çarpıklıklar içerisinde olacaktır. Nedir bu çarpıklıklar derseniz ?..
Öncelikle yıllar yılı nesilden nesile aktarılan " hurafeler " ve " uyduruklar " ...! Örneğin çocuğuna mutlaka sağ ayağı ile kapıdan dışarı adımını atmasını dayatan bir ana !.. - dayatma nedenini kendisi de bilmez - Bu örnekler çoğaltılabilir. İşte bu çoğaltılan ve nesilden nesile katlanarak gelen uyduruk saplantılar sonunda yüce Türk ulusunun yumuşak karnı " din " ve " ibadet " olarak oluşmuştur asırlardan beri...
İşte bu yumuşak karnımızdan dolayı,
Yukarıda sorulan soruya yanıt maalesef " hangi halk ile ? " olacaktır.
(Devamı... | 6664 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.4) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 01:03 (886 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: İlköğretim 3 Yıla İndi !.. - Mahiye MORGÜL |
 |
|
2004 Kasım ayında Ankara pilot ilkokullarında elimize gelen bir dosyada, ilköğretimde 3.sınıftan sonra seçmeli ders sistemine geçileceğinin ilk belgesini görmüş ve derhal basına vererek kamuoyunu haberdar etmiştim. Milli Eğitimde Emperyalist Kuşatma kitabımda da bu belgeyi yayınlamıştım. Beş yıl sonra bugün, aynı program tüm Türkiye’de uygulanmak üzere resmen önümüze getirildi.
Parçalanmış ilköğretim demek, sosyal açıdan artık çocuklarımızın sınıf arkadaşları olamayacak demektir.
Düşmanlarımız bizi olabildiğince küçük parçalara bölmenin yolunu böyle buldular.
Taktikleri özetle şöyle:
“Parçala, her bir parça diğerleriyle bir daha buluşamayacak kadar ayrıştır.”
Bunun bir anlamı şudur; iki çocuk yan yana geldiğinde ortak konuşacakları bir şey kalmasın, bir fikir oluşturamasın, bir ailede kardeşler arasında bile ortak bir şey kalmasın. Beş yıldan beri şunu gördük, aynı kitabı okumuş olan iki kardeş yok artık. Şimdi aynı dersi okumuş olan iki kardeş de kalmayacaktır ! Bunun adı temel eğitim değildir, toplumumuzu temelden parçalama eğitimidir. 2004’de, aşağıdaki metni yüzlerce fotokopi bastırıp dağıtmışım. Bugün aynen geçerlidir.
TEMEL EĞİTİM 3 YILA İNDİRİLİYOR !
İLKÖĞRETİMDE 3.SINIFTAN SONRA DERS SEÇME BAŞLARSA;
MÜZİK, RESİM VE BEDEN EĞİTİMİ DERSLERİ KALDIRILIRSA;
BU DERSLER PARÇALANIR VE BİREYSEL ETKİNLİK HALİNE GETİRİLİRSE;
DERSLER SEÇMELİ VE PARALI OLURSA;
ÜSTELİK BİLGİSAYARI SEÇEN ÇOCUK BU DERSLERİ ALAMAYACAKSA;
İLKÖĞRETİM FİİLEN 3 YILA İNDİ DEMEKTİR !
DİN KÜLTÜRÜ DERSİ PARÇALANARAK KALDIRILACAK VE KÜLTÜREL DEĞERLER DERSİ ADIYLA YABANCI DİN VE MEZHEPLER OKUTULACAKSA; EĞİTİMDE BİRLİĞİMİZ TEHDİT ALTINDA DEMEKTİR.
Temel eğitim zorunlu dersleriyle bütündür.
(Devamı... | 5673 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.8) Gönderen: editor Tarih: 29.07.2010 Saat: 00:29 (892 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Türkiye Cumhuriyeti Musalla Taşında (3) ... - Zafer İSKENDEROĞLU |
 |
|
AKP ihanet hükümetinin anaysa değişikliğinin en önemli sebeplerinden bir olan karlı satışlar olduğunu söylemiştik. Egemenliği, millet adına kullanmak yetkisini anayasal olarak yürümeye, yasamaya, yargıya verilmesi boşa olmadığı her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.
Yürütmeyi ele geçiren güç, yasamaya da etki edince, bekamızın karatılmaması için hükümet uygulamalarına ve hükümetin vesayetine giren meclisin yanlışlarına dur diyebilecek, yanlışları hukuken değerlendirip bekamızı karatacak hükümet kararlarını frenleyecek yargıdır. Yargı, siyaseti, siyasetçiyi denetleyecek, mecliste çoğunluk dahi olsa ulusal çıkarlarımızı,  hürriyetlerimizi tehlikeye düşüren yasa, kanun değişiklerini frenleyecek olan yargıdır.
Hükümet ve başbakan bas bas bağırıyor, “Anayasa mahkemesi, ana muhalefet mahkemesi oldu” .
“ Milletten kaçanlar, Anayasa mahkemesine gidiyor “ vs mahkemelere atıp tutuyor.
Dediği, ben çoğunluğum, seçilmişim, mecliste benim, mahkemede benim. Yani Milli egemenliği ben temsil ediyorum, yargıda bana uyacak. Tanımam kuvvetler ayrılığını, takmam yargıyı. Kuvvet benim, Rab benim. Mahkemeler benim düşündüğüm gibi düşünecek, benim aldığım kararlara ram edecek. Başbakan bağırıp duruyor, “ Vesayet bu ülkenin kaderi olmasın “ diye yırtınıyor.
Başbakan o yakındığı vesayetçiliği bizzat kendince uygulamaktadır.
Vesayetine almadığı kurumlardan yargıyı son anayasa değişikliği ile bertaraf edip, iğdiş ederek koynuna sokacak, orduyu da darbelerle, teröristlikle suçlayarak felç edip hükümetin emir erine dönüştürecektir. Milli egemenliği halk adına kullanan Yürütme zaten başbakanın vesayeti altında, mecliste çoğunluğu elinde bulundurmaktadır, başkanını tayin etmektedir, dolayısı ile mecliste yürütmenin ve başının vesayeti altında. Kendi iradelerini dumura uğratmış, dillerini lal etmiş, düşünemeyen, düşünse de söyleyemeyen, karşı gelemeyen vekiller başbakanın vesayeti altında.
İktidarının gücü ile beslediği basım yayım kuruluşları ve devlet radyo, televizyonu vesayeti başbakanın ve hükümetinin altında.
Elleriyle oluşturdukları, adlarına sivil dedikleri kitle örgütleri de vesayetleri altında.
Deniz feneri derneği, İHH da vesayetleri altında.
Bunlar hem partinin finansörlüklerini yapıyorlar, hem içeride hem de uluslar arası alanda, AKP’nin militanlığını yapıyorlar. Mahiyetindeki memurlarda vesayetleri altında, olmayanların ise akıbetleri sürgün, azil yada ceza evleri. Emniyet, MİT, Valiler, Kaymakamlar da vesayetleri altında. Bunlar partizana dönüşmüşler, halka hizmet etmiyorlar, hükümetin her yaptığına, dediğine boyun eğerek halka zulmediyorlar. Valiler, Kaymakamlar iktidarın devamlılığı için çaba gösteriyorlar, polis, istihbarat teşkilatları hükümetin varlığının bekası için halkı, kurumları dinliyorlar, ajanlık yapıyorlar, soruşturmalara imza atıyorlar ve toplumu en ağır şekilde baskı altında tutuyorlar.
(Devamı... | 12448 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 26.1) Gönderen: editor Tarih: 28.07.2010 Saat: 23:39 (901 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Sitemize yazıları ile destek veren dostlar !..
Sizlerden küçük bir ricamız olacak !..
Yaşadıklarımıza tepkileriniz yansıması olan yazılarınızda lütfen " Microsoft Word " yazılımının yazıyı biçimlendirme özelliklerini kullanmadan yazılarınızı gönderiniz. Çünkü yazılım dilinde " tag " olarak adlandırılan bu grafiksel işaretler, sitemiz bilgilerinin saklandığı MySQL veri tabanınca kabul edilmemktedir. Durum böyle olunca bu tür yazıları yenibaştan düzgün
metin ortamında düzenlememiz gerekiryor.
Aslında yazılarınızın sizin gönderdiğiniz veya görünmesini istediğiniz biçimde yayınlanması hayli zor.
Zaman zaman da imkansız.
Sanıyorum derdimizi anlatabilmişizdir.
ASA-HABER
(yorumlar? | EDİTÖR'DEN | Puan: 25.3) Gönderen: editor Tarih: 28.07.2010 Saat: 23:30 (903 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Sorunu Kim, Nasıl Çözer ?.. - Sabahattin TALU |
 |
|
Neredeyse tamamımızın maalesef ki "Kürt Sorunu" olarak adlandırmasına rağmen,
Sorun'un gerçek adı; "PKK ve PKK'lı Kürtlerden kaynaklısorun"dur ve çözümü hiç de kolay değildir.
Neden değildir ?

Çünkü sorunun çözümü, sadece Öcalan ve bugüne kadar çoğunlukta olmalarına rağmen taşın altına elini bir türlü sokmayan/sokamayan, sürekli sessiz ve beklemede kalan, amiyane tabirle zurnanın çıkarttığı o son sesi bekleyen "PKK'lı olmayan Kürtler"dedir. Öcalan derse ki; "Artık bu işten vazgeçmeliyiz. Artık kan akmasın. Dağdakiler gelip teslim olsunlar. Kana bulaşanlar cezalarını çeker, diğerleri de yeni bir hayata başlarlar. Ben önemli değilim, şartlarım biraz düzeltilirse ömrümün geri kalanını burada sürdürürüm. Devlet de bu konuda daha hoş görülü olursa barış süreci hızlanır", işte o zaman terör tam olarak bitmese de son derece minimize olur.
Kürtçülük biter mi ?
Bitmez, ancak azalan oranda devam eder.
Öcalan, böyle bir şey söyler mi ?
Asla söylemez.
Çünkü, son 11 yıllık yaşanan/yaşatılan İmralı tecrübesi, Öcalan'ın, soyadı ile adeta özdeşleştiğini göstermektedir. Öcalan, kendisine tutsaklık yaşatan Türkiye'den öç almaktadır.
Eşi şehit olan Kardelen Elif''in törende PKK için sarf ettiği; "Ben de Kürdüm. Sen kim oluyorsun da beni temsil ettiğin iddiasıyla benim hakkımı benim yerime güya savunmaya kalkıyorsun ! " karşı çıkış, isyan ediş çığlığı, aslında çözümün tek adresini göstermektedir. Yani top; PKK'lı olmayan sessiz Kürtlerdedir. Ne açılım, ne süper veya mega açılım, ne askeri operasyonlar, ne ekonomik yatırımlar, ne eğitim, ne sosyal ve kültürel haklar, ne tek başlarına ve ne de hepsi birlikte olmak üzere, sorunu asla çözmez, çözemez, mümkün de değildir.
(Devamı... | 7577 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.4) Gönderen: editor Tarih: 28.07.2010 Saat: 23:22 (905 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Zaman Daralıyor !.. - Banu AVAR |
 | |